"Liderlik" kategorisindekiler

Kobi ve Kurumsal Firmalarda Koçluğunun Önemi – Özlem Aktaş Kurumsal Koç

Şub 19, 2015   //   Yazar: admin   //   Kişisel Gelişim, Liderlik, Makaleler, Yöneticilik  //  0 Yorum

Kobi ve Kurumsal Firmalarda Koçluğunun Önemi – Özlem Aktaş – Yönetici Koçu ve Kurumsal Koç

 

Günümüzde koçluğun artan ihtiyaçlara yönelik hızla yaygınlaşması ile birlikte özellikle üzerinde durulması gereken bir Koçluk alanı var ki belki de en çok can damarı olacak bir alan . Kurum, işletme ya da small business, kobi Koçluk gibi isimleri olan küçük , orta ölçekli ve büyük kurumlara yapılan koçluktan bahsediyorum. İşletmeler , özellikle küçük işletmeler ekonominin can damarı . Ancak bir çok firma ekonomik koşulların getirdiği zorlamalarla  baş etmekte güçlük çekmekte, yüksek finansal borçlar , organizasyon sorunları yaşayan bir sistem , insan kaynağına yeterli önemin verilmemesi , işleyen bir performans sisteminin olmayışı yada firmaların güçlü yanlarının , geliştirmesi gereken yanlarının  farkında olmamaları , dışarıdaki var olan  fırsat ve tehtidlerin farkında olunmaması firmaları zorlayıcı bir kısır döngünün içerisine sokmamadır. Bu noktada ihtiyaç duyulan şey firmanın farkındalığının arttırılması ve stratejik yönetim anlayışını yerleştirecek bir Koçluk yapısına ihtiyaç duyulmasıdır. Kurumsal Koçluk, firmalarda stratejik bir yönetim anlayışı yerleştirmeyi amaçlayan bir yapıdır. İşletme koçluğu ile , geleceği gören, hedef odaklı, esnek, dinamik,çok boyutlu düşünen, ekip ruhuna sahip , etkili iletişim kuran  ve sürekli öğrenen bir organizasyon geliştirmek asıl amaçtır. Günümüzün organizasyonları ,  kazan kazan, sinerjik, biz ruhu, çözüm ve kalite odaklı , hızlı , teknolojiye hakim, yaratıcı, esnek, yenilikçi, iletişimi güçlü, yüksek performanslı olmayı gerektirmektedir. Bunun için neye ihtiyaç vardır? Sorusunun karşılığı ise kurum koçluğu mantığının işletmelere yerleştirilmesidir. Bunun için sistemleri , işletmeleri , firmaları büyütecek , hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olacak Lider koçlara ihtiyaç vardır. Peki Koçluk nedir  ? Koçluk kişiyi , kurumu bulunduğu noktadan hedeflediği , arzu ettiği noktaya ulaştıran yapılandırılmış bir süreçtir. Yapılandırılmış bir süreç, çalışanların kendilerini geliştirebilecekleri donanım, çalışanların güçlü yönlerine odaklanılması, beceri ve yeteneklerin arttırılması , problemlerin çözümlerini bulmalarına yardım etmektir. Kurumsal Koçluk neden gerekli? Çünkü Kurumsal Koçluk alınan bir firmada çalışanların beklentileri netleştir, beklentileri netleşen çalışan kendisine yol haritası çıkarabilir, hedeflerini bilen ve hedeflerine nasıl ulaşacağını bilen çalışan iş hayatı içerisinde daha fazla  sorumluluk alır. İşletme koçluğu ile amaç ve çalışan rollerinin netleşmesi ,  dayanışmanın artması ve ekip ruhunu arttırılmasıdır. İşletme kurum koçluğu ile iletişim çatışmaları önlenir, yapılan geri bildirimler sayesinde eksik yönler geliştirilir ve şirkette motivasyon artar. Kurumsal koçluğunun kuruma sağladığı faydalar, yeni bir vizyon oluşturma ve  vizyon geliştirme, yetkilendirmede gelişim , verilen taahhütlerin arttığı bir ortam  sağlanırken , genel performans artar. Şirket için kısa , orta, uzun vadeli hedefler belirlenir ve hedeflere ulaştıracak yol haritaları çıkarılır. Şirket içinde tüm çalışanlar arasında zaman yönetimi, çatışma çözümü, öğrenme, değişim sağlanır, verimli bir geri bildirim sistemi performans değerlendirme sistemi kurulur. Koçluk ve işletme günümüzdeki adı ile small business koçluğu kazandırır . Eğer şirket sahibi , yöneticisi iseniz ve bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız Koçluk firmanıza yeni bir nefes kazandıracaktır.Sizce kimler iş hayatında daha başarılı, bunların farkı ne? Küçük şirketler büyüklerden , büyükler küçüklerden ne öğrenebilir? Mükemmel işletme stratejisi nasıl oluşur? Nasıl daha verimli ve istikrarlı büyüme sağlanır  ?  Işletmelerde Koçluk programı nasıl çalışır, nasıl adapte edilebilir  ? Çalışılmaya başlanan firmanın güçlü yönlerini keşfetmesinin sağlanması, kritik açıkların farkına varılması , hedefleri gerçekçi stratejilerde ulaşılabilir kılmak,  hedeflere bağlanmak, tutkuyla yolda kalmak. Mutlak güven ve işbirliği, sonuçları ölçülebilir bir süreç yönetiminin yerleştirilmesidir. Kurum koçluğu yerleştirilen bir firmada , kurumda motivasyon, iş tatmini , kalite artışı , özgüven, çalışanların  kuruma bağlılığı, müşteri tatmini ve karlılık artışı sağlanır. Koçluk tamamen tüm ekibin ve koçluk firmasının birlikte yürüttüğü  işbirliğine dayalı bir  ilişkidir. Tamamen kazandıran koçluk sisteminin faydaları, yaratıcılık, hedefe ulaşma, ilişkilerin zenginleşmesi, sonuçlara ulaşmada kolaylık, daha akıllıca çalışıp, heyecan yaratmaktır. Firmalar ne zaman bir koçluk yapısına  ihtiyaç duyar? Şirkette  bir şeyler eksiktir, boşluk vardır, mucizeye ihtiyac duyulduğunda , yeni ürün geliştirip değer katmak, maliyetleri kısıp , gelir artışı sağlamak istediklerinde ihtiyaçlar artar. Koçluk hedefi,süreçte şirkete vizyon, misyon , hedef belirlemede ve stratejik planın uygulanmasında yardımcı olmak ,ekip ruhu oluşturmak , herkesi işin içine  katıp, çözümün parçası haline getirmektir. Bunun için  önce analiz çalışması yapılacak, psikolojik ölçeklerle sorunlar ve  çözümler belirlenecek, vizyon, misyon, iş analizi ve iş profili çıkarılacak,eğitim , performans değerlendirme sistemi kurulacak, organizasyon yapısı geliştirilecek, değişim desteklenecek , yönetim , insan kaynakları, pazarlama , organizasyon, sistemler  stratejisi belirlenecektir. Kurumsal Koçluk sonuçları niteliksel ve niceliksel ölçülebilen , firmalara kazandıran güçlü bir sistemdir. Yol boyunca da güçlü eğitimlerle desteklenilmesi halinde büyüyen , kar eden , kazanan bir firma haline gelmek kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

 

Özlem Aktaş – Yönetici Koçu ve Kurumsal Koç

 

İşe Uygun Çalışanın Başarılı Şirket Olma Yolundaki Önemi – Özlem Aktaş , Kurumsal Koç

Şub 9, 2015   //   Yazar: admin   //   Eğitimler, Kişisel Gelişim, Liderlik, Makaleler, Yöneticilik  //  0 Yorum
İşe Uygun Çalışanın Başarılı Şirket Olma Yolundaki Önemi - Özlem Aktaş,Kurumsal Koç

Her şirketin ana konusu iştir ve neyi niçin yaptığı ve kimlerin yaptığı aldığı sonuçları etkileyecek faktördür. Kişiye göre iş yaratma çabası çoğu küçük ölçekli firmaların temel sorunları olup artık şirketi zor duruma düşüren bir etken olmaktadır. Tanıdık çevreden eleman bulmak şirketlerin temel işgören  bulma yöntemi olmakla beraber bazen firmayı zor durumda bırakabilmektedir. Şirketin işin gereklerini tespit edip, o işin gerektirdiği yetenek ve beceriyi tanımlayıp , beklenen becerileri kullanabilecek bir eleman bulmak şirketin geleceği için daha kritik önem taşımaktadır. İşin nitelikleri net  tanımlanmayan görevlere yerleştirilen çalışan zaman içinde kendisinden beklenenin ne olduğunu anlayamadığı  için günü kurtarmaya yönelik çalışacaktır. Bu da şirket için en önemli kaynak olan işgücü kaynağının verimiz kullanılmasına sebep olarak , mutsuz çalışan ve verimsiz iş sonuçlarına sebep olacaktır. Artık piyasadaki rekabet şartları , çok fazla üniversite mezunu gençlerin varlığı iş dünyasının verimli düzeyde yönetilmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle de en önemli kaynak olan insan gücünün  tatmini ve verimliliği önemlidir. Tatmin çalışanlardan oluşan bir şirket haline gelmenin ilk koşulu işletmede hangi iş ve görev tanımına ihtiyaç duyulduğunu tespit edip , görev tanımının net bir şekilde tanımlanmasıdır. Tanımlanan görev, iş  tanımını gerçekleştirecek iş gücünün hangi özellikleri taşıması gerektiğine karar verip o yönde eleman alımına gidilmesi gerektiğidir. Ne  beklediğine, ihtiyaçlarını karşılayacak iş tanımını gereçekleştirebilecek  elemanı almak isteyen firma burada tanıdık zihniyetinden çok iş yapabilirlilik özelliklerini dikkate alarak işe uygun eleman seçimine özen göstermesi gelecekte memnun çalışanlar için önemli bir koşuldur.   İşe alınmasına karar verilen çalışana iş gereklerinin iyi açıklanması diğer önemli bir koşuldur. Detaylar, işin gereklilikleri ve yapılması beklenenler ve şirketin amacının ve vizyonunun kişiye iyi açıklanarak ,  kişiye şirketin parçası haline getirecek biz duygusunun oluşturulması aidiyet duygusunu yaratacaktır. Kendini bir yere ait hisseden kişi , gelecekle ilgili uyumlu vizyona sahipse kendisini şirketin geleceğinde görebiliyorsa daha tutkuyla  işin gereklerini  yerine getirecektir. İşinin sürekli büyümesini arzulayan  bir işletme , hangi görev ve iş tanımlarına ve bu iş tanımlarını yönetecek nasıl bir iş gücüne ihtiyaç duyduğunu sürekli sorgulamalıdır. Kendini yenilemeyen bir işletme geride kalmaya mahkumdur. Öncelik ise bir şirket için ana kaynak olan işgücünün iyi yönetimi ve doğru istihdamın sağlanması becerisidir. Çalışanlar bir şirketin ilerlemesi ve gerilemesine de sebep olabilir . Bunu bilerek çalışanına yatırım yapan ,ihtiyaçlarını anlayan , gelişmesine önem veren , bunun için çalışanının kişisel gelişimine sürekli katkı sağlayacak eğitim ve gelişim programlarına önem veren şirketler güçlü motivasyonla çalışan işgücü ile rakipleri arasında fark yaratabilecektir. Çalışanının gelişimi , beklentisini dikkate alan işletmeler  hastalık izninlerinin azaldığını , çalışanların daha motive çalıştıklarını gözlemleyebileceklerdir ve ne iş yaptığını bilerek ve yeteneklerine uygun işlerde çalışan mutlu çalışanlar , mutlu, istikrarlı  büyüyen , başarılı işletmeler yaratacaktır.

 

Özlem Aktaş , Kurumsal Koç

 

Ölümsüz Olan Tek Şey Umuttur – İnci Aktaş Kurumsal Koç, Eğitmen

Ağu 2, 2013   //   Yazar: admin   //   Liderlik, Makaleler, Ölümsüz Olan Tek Şey Umuttur  //  0 Yorum

“Liderler İçin Bir İnanç”

Çalkantılı ve zor zamanlarda insanları yönetmenin tek yolu onlara gideceği yolu göstermektir.

Başarı beklentisi bir anda düştüğünde ya da artık kimsenin inancı kalmadığında, liderler için en önemli şey çaresizliğin ve umutuzluğun çekiciliğine kapılmamaktır. Kurban rolü oynamak kolaydır. Ama bir kez kurban psikolojisine girdiğinizde bu durum bütün kuruma bir virüs gibi yayılır.

“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben umudumu hiç kaybetmedim,” derler. Atatürk, işte tam bundan bahsediyordu. Savaşın ortasında 3 dakikalık dinlenme molalarında, dil kitapları okurdu. Silah arkadaşları “Paşam ne yapıyorsunuz? Dinlensenize!” dediklerinde; “Bu savaş elbet bitecek, bittiğinde bu milletin konuşacak bir dile ihtiyacı var.” demiştir. O, bir liderin, dahası bir insanın sadece zihin ve bedenden oluşmadığını, ona umut veren bir içsel kaynaktan beslendiğini de biliyordu. O kaynak da ruhumuzdur. Çünkü insan, manevi bir varlıktır.

Eğer birazcık dayanabilirseniz köşe başında bir ışık belirir, kara bulutlar dağılır, eğer tutunabilirseniz elbet güneş doğacaktır. Ve bu aşamada yapabileceğiniz tek şey umutla beklemektir. Akıllı bir lider zor zamanda umutla beklemesi gerektiğini bilir. Çünkü ölümsüz olan tek şey umuttur.

Bekleyiş çok uzun da sürebilir. Yine de liderler olarak yapmanız gereken şey umudu canlı tutmaktır. Vazgeçtiğiniz anda moraller çökecektir.

Her lider test edilecektir. Zorlu şartlar, iş hayatı, özel hayat… Ama en etkili lider bu zor zamanlarda üzüntü ve çaresizliğin; ruhunu ve kalbini kanatmasına izin vermez.

Son olarak, bir lider kötümser olmaz, karanlığa küfretmez. Bir lider, sadece iyimser de değildir, oturup bir ışık yanacağını ummaz. Bir lider, iyimser gerçekçidir. Gider ve bir ışık yakar. Çünkü bilirki umut bir yöntem değildir, ölümsüz enerjisiyle yönetimi buldurur.

İnci Aktaş – Kurumsal Koç, Eğitmen

Zor Zamanlar, Gerçek Liderler Yaratır – Özlem Aktaş Lider ve Yönetici Koçu – Eğitmen

Tem 16, 2013   //   Yazar: admin   //   Liderlik, Makaleler, Zor Zamanlar Gerçek Liderler Yaratır  //  0 Yorum

 

Acı geçicidir, hiçbir koşul ve şart uzun sürmez. Önemli olan zihnin kendisini bu büyük kazançları görebilmek için açmasıdır. Bir lider, işler zora giderse, zorluklarında gideceğini bilir. Her şeyin çözümü olacağını bilir. Peki liderlik kavramı uzun süredir konuşuluyor, herkes bir lider olmaktan bahsediyor. Peki lider nedir? Çoğunlukla liderlik, yöneticilik kavramı ile karıştırılıyor ve günümüz dünyasında liderlik güç ve statüye bağlı olarak değerlendirilerek yanlış tanımlanıyor. Genel bir tanım yapmak gerekirse; yönetici, yönetim sürecinin sağladığı otoriteyi elinde bulunduran, yönetim fonksiyonlarının sürekliliğini sağlayan kişidir. Lider ise, insanların önünü açan, kişiler arasında güçlü bir bağlılık hissi oluşturan, herkesi aynı amaç doğrultusunda bir araya getiren, sıradan insanlardan farklı bir renkliliğe, dinginliğe, zihinsel ve sosyal yeteneklere,  iletişim ve insan ilişkilerine sahip, her şeye büyük bir resim olarak bakabilen ve  insanların çıkarlarını kendi çıkarlarının üzerinde görebilen, üstün bir  ahlak sahibi ve temel insani değerlere duyarlı, kaynağını objektif bilgi ve mantık kurallarından alan ve aynı zamanda gönül ve ruh dünyası da derin, kendisini hizmete adamış bir kişiliktir. Lider, sıradanlığın batağından çıkıp, daima yenilikçi olabilen ve en zor koşullar altında dahi tehlikelerin içinden cesurca çıkan kişidir. Liderlik vasfı herkesin içinde mevcuttur . Sadece biz genellikle bunun farkında değilizdir. Herkes yaşamının lideri olabilir, liderlik için statü ve makama ihtiyaç yoktur.  Gerçek lider,  yaşamına liderlik yapan, yaptığı herşeye ruh katan, çevresindekilere her koşulda ışık olan ve gelişimlerine katkı sağlayan kişidir. Zor koşulların içerisinde kendisini kaybeden birçok insana göre,  liderin yaptığı cesurca her şarta yaklaşmak, değişimi kucaklamak ve bu zor şartlardan çıkabilmek için gerekli yeneteği, içsel tutarlılığı ve gücü açığa çıkarma cesaretini göstermektir.  Lider, gerçek bir iletişimcidir. Kendi zihinsel süreçlerinin ve kendi gücünün farkında olurken çevresindeki herkesin de o güce sahip olduğunu bilir. En büyük lider, kişilerin potansiyellerini fark etmelerine yardım eden kişidir. Yaptığı işe ruh katan kişidir.

İş dünyasının zorlukları hepimizin bildiği bir gerçek. Hiç bir zamanda iş yapmak, güvenilir biri olmak, dürüst olamak bu kadar zor olmamıştı . Yaşadığımız bu dönemde farkı yaratacak olan, etkileme kabiliyetinizin ne kadar olduğu, katkıda bulunma isteğinizin ve kendiniz olmanın ne kadar önemli olduğudur.  Lider, her zor şart altında kendi olma cesartini gösteren kişidir. Liderlik, elinden gelenin en iyisinden  daha azını vermemektir.  Bir lider bilir ki, her gün atılan küçük adımlar muazzam başarılar getirir. Gerçek başarı sabır ve çaba ile zaman içinde gelir. Lider, çaba gösteren, sabırlı, erdemli kişidir. Bir günde elde edilecek başarının başarı olmadığını ve anında kaybedileceğini bilir. Gelişim sürecinde tökezlemenin, düşmenin hayatın bir parçası ve gerçeği olduğunu bilir. O, her şart altında kendisini içindeki amaca ulaştıracak güce sarsılmaz bir şekilde inanç ve güven duyması gerektiğini bilir.

Ne iş yaparsak yapalım, hayatımızın, işimizin lideri olabiliriz. Herkesin kendi işinin lideri olup, yapabileceğinin en iyisini yaptığını bilseniz, bu yaklaşımın yaşadığımız dünyayı,  kurumları ve hayatımızı nasıl değiştireceğini bir düşünmenizi istiyorum.  İş hayatlarımız, içimizdeki lideri açığa çıkartabileceğimiz  muhteşem  bir armağandır.  İş hayatınına bakışını değiştiren kişi, yaşamının lideri olma yolunda adım atmış olur. Hergün liderlik özelliklerimizi geliştirmek için fırsatlar yakalarız.  Özellikle, şartlarımızın zorlandığı, koşullarımızın zor olduğu ve büyük risklerin olduğu dönemler liderliğimizi sınayıp, geliştirmemiz için bize fırsatlar tanır. Bir lider zor zamanlardan muhteşem fırsatlar yaratan ve sonuçları etkileyecek insiyatifi alabilen kişidir. Bir lider her zaman koşulları suçlayan değil,  değiştirebilen ve istediği sonuçları yaratacak şekilde yeniden yaratabilen kişidir.  Lider, zor şartlardan çıkmayı, ders almayı bilir. Her an fırsat arar, her durumda ne öğrenebilirim diye sorar. “Hangi iş yapış tarzımı değiştirirsem bu durumun üstesinden gelebilirim ? En önemlisi her gün ne yaparsam dünden daha iyi sonuçlar yaratırıım?” diye soran kişidir lider. Bu meydan okuyan, çözüm arayan bilinç, yaşamının lideri olmayı amaçlayan kişileri en tatmin edici başarılara yönlendirir.  Bir lider, büyük başarıların, büyük değişimler ve rahatsızlıklar barındırdığını bilir. Önemli olan bu zor zamanlarla ne yapmamız gerektiğini bilmektir. Şu an hayatta ve iş dünyasında ihtiyacımız olan şey, koşulları suçlayıp, en kötüyü gören kişiler değil,  her şart altında değişme ve gelişme cesaretini gösteren,  gerçekten ışık saçan ve etrafına umut olan insanlar, yani gerçek liderlerdir. Öyleyse içinizdeki lideri uyandırın, harekete geçirin. O güç herkeste var sadece farkedilmeyi bekliyor. Son olarak lider, rahatlık alanının dışında yaşayan, eyleme geçendir ve yaşam, rahatlık alanının bittiği yerde başlar.

Sevgiler…

Özlem AKTAŞ-  Lider ve Yönetici Koçu – Eğitmen

Lider Olmanın Dayanılmaz Cazibesi – Yaşam Koçu İnci AKTAŞ

Oca 6, 2012   //   Yazar: inciaktas   //   Kariyer, Kişisel Gelişim, Liderlik  //  0 Yorum

Kitleleri peşinden sürükleyen liderlerin özellikleri hakkında bugüne kadar binlerce kitap ve makale yayınlandı. Hepsinde de liderlerin sahip olduğu ortak özelliklerden bahsedildi durdu.

Karizmaları, uzmanlıkları, otoriteleri, bilgi birikimleri, iletişimleri, insan ilişkileri vs. maddeler halinde yayınlandı, açıklamaları yapıldı. Bu da liderin sahip olduğu otoriteyi kullanım tarzıyla ilgilidir.

Bense bu yazıda liderliğin dayanılmaz cazibesinden bahsedeceğim.

Herkes tarafından bilinen bir gerçek var ki: o da liderin güçlü bir iletişim ve insan ilişkilerine sahip olması. Bu özellik sonradan yoğun çaba ile kazanılabildiği gibi, bazı insanlarda doğuştan gelen bir yetenektir.

Dayanılmaz cazibe ise, liderliğin verdiği otoriteyi, güçlü insan ilişkilerini kullanmak yerine, bir şekilde elde ettiği liderliği yöneticiliğe çevirip emirler yağdırarak kullanmak, ekibi bir işi yaptırmaya bu şekilde yönlendirmektir. Gerçekte iyi bir liderin bilmesi gereken ilk şey emir vermeden insanlarda çalışma isteği uyandırabilmek için onları yüreklendirmek, takdir etmektir. Ekibinin hevesini kırmak istiyorsa bir liderin yapması gereken tek şey ise onları eleştirmektir.

Emir vermenin, otorite kurmanın, haklı da olsa haksız da olsa dediğini yaptırmanın cazibesi eleştiriye zemin hazırlarken övgü için hiçbir fırsat kalmaz. Oysa insanlar takdir edildiğinde eleştirildiğine oranla daha çok çaba harcarlar. Ayrıca bir kişinin sonsuza kadar nefretini kazanmanın yolunu öğrenmek istiyorsanız size bir önerim var. Onu eleştirin.

Liderlik şunu bilmeyi gerektiriki başkasının kendisine ne yapmasını istiyorsa, o da ona aynısı yapmalıdır. Karşısındaki kişiye önemli olduğunu hissettirmelidir. İnsanlara hatalarını dolaylı yollardan göstermelidir. İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmalıdır. Karşısındakinin hatasının kolayca düzeltebileceğini hissettirmelidir. Ve eğer gerçek bir liderse kimsenin hatasını yüzüne vurmamalıdır.

Ne yazık ki ülkemizde hala bir çok ekibin lideri liderliğin dayanılmaz cazibesine kapılabilmekte, yöneticiliği liderlikle karıştırmaktadır. Aşağıdaki sözcükler konumuzu çok iyi açıklıyor aslında….

En iyi asker saldırmaz, Üstün savaşçı sessiz başarır, en büyük fatih mücadele etmeden kazanır, en başarılı yönetici emretmeden yönlendirir.

Sevgiyle Kalın

İnci AKTAŞ – Yaşam Koçu ve NLP Uzmanı Bursa

 

Çerçeve Resmi Değiştirir mi? Yaşam Koçu – İnci AKTAŞ

Oca 3, 2012   //   Yazar: inciaktas   //   Kişisel Gelişim, Liderlik  //  0 Yorum

IIBM’in kurucusu Tom Watson’ ın yardımcılarından birisi bir gün şirkete on milyon dolara mal olmuş bir hata yapmış, yardımcısı Watson’ın yanına çağrıldığında istifa etmesinin isteneceğini sanıyormuş. Ancak Watson’ın cevabı: ‘Sadece eğitimin için on milyon dolar harcadık.’ olmuş.

Bütün gerçek liderler bilir ki bakış açısı, ustalaşmaları gereken en önemli konulardan biridir. İşten çıkarıldığınızı düşünün. Bu herhangi bir sebepten olmuş olabilir. Sizin de iki seçeneğiniz vardır. Ya bu olay karşısında psikolojinizin bozulmasına izin vereceksiniz ya da bakış açınızı değiştirip bu olaydan neler öğrendiğinize odaklanacaksınız., size olumsuz duygular aşılayan deneyimlerinize karşı nasıl bir bakış açısı geliştirebilirsiniz? Diyelim ki eşiniz ona doğum gününüzde hediye ettiğiniz, sizin çok severek okuduğunuz ve büyük bir heyecan ve beğeniyle aldığınız kitabı üzerinden uzun süre geçmesine rağmen okumuyor. İlk bakışta bunu kendinize ve değer vererek aldığınız hediyenize bir hakaret orak görebilirsiniz. Bu değer yargısı doğal olarak çöküntü durumuna girmenize hatta eşinizin gözünde değersiz hissetmenize sebep olacaktır. Yani size acı veren olayı canlandırın. Tüm benliğinizle konunun içinde olun. Daha sonra kendinizi olaydan dışarı çıkarın. Görüntüye dışarıdan bakın uzun uzun… Görüntüyü zihninizde alt köşeye çekin, bulanıklaştırıp uzağa gönderin. Görüntü zihninizden uzaklaştıkça kalbinizin derinliklerinde olayın aslında ne kadar önemsiz olduğunu hissedeceksiniz. Bulunduğunuz çöküntü halinden nasıl kolay çıktığınızı rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.un. Ne kadar mutluydunuz değil mi? Üst düzeyde motive durumdaydınız. Yüzünüzde kocaman bir gülümseme oluşacak engel olamayacaksınız. Ve bir kaç dakika önce size acı veren o konuyla ilgili çöküntü hissinin, tamamen kaybolduğunu göreceksiniz.Öyleyse geleceği sanki şuanda oluyormuş gibi zihnimizde deneyebiliyoruz. Ben size –mış gibi davranırken oluşturduğunuz uyarıcıyı geri çağırabileceğinizi söylüyorum?

Önce kendinizi ister özel, ister iş, ister okul hayatınızda olmak istediğiniz yere koyan bir canlandırma içinde görmeniz gerekiyor. Evet bu sadece bir canlandırma. Aslında gerçekten başarılı, mutlu, öz güvenli ya da yaratıcı olduğunuz bir anınızı da aklınıza getirebilirsiniz. Ancak bunlar sizi yeterince ruhsal olarak en iyi durumunuza getiremiyorsa canlandırma yapmalısınız.Ya da amacınız çok iyi yemek yapmak olabilir. Çok özel bir yemeği hazırladığınızı ve herkesin afiyetle yerken ki mutluluğunuzu gözünüzde canlandırın. Bu yetenekli durumunuzun amacınızı dolayısıyla da sizi en tatmin etmiş olduğu noktada ise kendinize bir uyarıcı belirleyin, sizi tatmin ettiği anda belirleyeceğiniz uyarıcınız her zaman yapabileceğiniz bir hareket ve sesli ifadeden oluşmalıdır. Örneğin, bir parmak şıklatma hareketi, bir yumruk sıkma, bir el ovuşturma, her neyse bunu siz belirleyin. Belirlediğiniz anda da işte bu deyin içinizden. İşte, uyarıcınızı belirlemiş oldunuz. Bu alıştırmayı birkaç kez tekrarlayın.

Diyelim ki uyarıcınız parmak şıklatma olsun. Zihninizde olmasını istediğiniz durumu en canlı haliyle hayal ettiğiniz ve en tatmin olduğunuz anda parmağınızı şıklatın ve işte bu deyin.

Şimdi her elinizi sıkıp işte bu dediğinizde her parmağınızı sıktığınızda beyniniz otomatik olarak sizi yetenekli, mutlu, başarılı durumunuza sokacaktır.

Biraz düşünürseniz uyarıcıların hayatımızda zaten sürekli olarak var olduğunu hatırlarız. Duygusal bir şarkı dinlediğimizde üzülürüz. Ama her şarkıda değil. Çünkü bazı şarkıları dinlerken hayatınızda üzücü bir olay olmuştur.

Biraz daha düşünün kötü bir deneyim yaşadınız. Üzüntü içindesiniz. Bir arkadaşınız şefkatle elinize dokundu. Sonra başka bir arkadaşınız ve anneniz ya da babanız. Bu olay aynı gün içinde o kadar sık tekrarlandı ki ele şefkatle dokunup bırakmak siz de bir uyarıcıya dönüştü. Şimdi biri yanlışlıkla aynı şekilde elinize dokunsa kendinizi üzüntülü hissedecek ve bunun sebebini asla anlayamayacaksınız.

İşte uyarıcılar bu kadar kuvvetlidir. Bilinçsiz zihninize gönderilen her uyarıcı hangi duruma bağlıysa sizi o duruma sokar. Artık biliyorsunuz. Kullanmanız dileğiyle..

Örneğin mezuniyet gecenizde bir şarkı çalmış ve sizi ayrılığın hüznüne odaklamıştır. Yıllar sonra siz o gece bu şarkının çaldığını bile unutursunuz ama zihniniz unutmaz. O şarkıyı her duyduğunuzda anlayamadığınız şekilde hüznlenirsiniz. Siz fark etmezsiniz ama zihniniz aniden sizi üzüntülü durumunuza sokar. Siz bunu şarkının acıklı olmasından ya da size acı dolu anılarınızı hatırlattığından sanırsınız. Kısmen doğrudur. Ama çoğunlukla şarkılar bir uyarıcıdır.

Bu olumsuz düşünceler yerine bakış açınızdaki ufak bir değişiklik anında durumunuzu çöküntü halinden mutlu halinize sokacaktır. Hediye ettiğiniz kitabı okumayan eşiniz belki de kitaba siz hediye ettiğiniz için aşırı önem veriyor ve yoğun iş temposu arasına sıkıştırmak istemiyor olabilir. Belki eşiniz size ve aldığınız hediyeye sizin düşündüğünüzün aksine o kadar önem veriyordur ki bütün gününü hediyenize ayırmak için zaman kolluyordur.

Farklı bir bakış açısıyla düşünmeyi öğenmek hem zaman kazandırır hem de gereksiz yere ruhsal çöküntü içine girmenizi engeller.

Aynı şekilde size üzüntü veren bir olayın yoğun acısından kurtulmak için kullanılan bir model daha vardır. Ben buna ilgisizleşme diyorum. Lütfen buna bir kaç dakikanızı ayırın. Sadece okumak işe yaramaz. Gerçekten işe yaradığını göreceksiniz. Zihninizde söz konusu olayı şimdi bulanıklaştırıp uzağa gönderdiğiniz, zihninizde buruşturup çöpe attığınız görüntünün yerine, çok mutlu ve başarılı hissettiğiniz, bir işi başarıp takdir edildiğiniz bir gününüzdeki ruh halinizdeki ‘sizi’ koyun.

Bu bir bakış açısı değiştirme yöntemidir. Gerçekte hepimizin çok başarılı, mutlu, zinde, güvende vs. hissettiği zamanlar vardır. Ve yine mutsuz, yeteneksiz, beceriksiz, güvensiz hissettiğimiz zamanlar da. Önemli olan mutsuz olduğumuz görüntüyü zihnimizde bulanıklaştırıp, komik hallere sokup zihnimizden uzaklaştırmak, yerine mutlu olduğumuz görüntüyü koyabilmektir.

Mutluluk, başarı, beceriklilik, yeteneksizlik gibi durumlar –dikkat edin- sadece bir durumdur ve bizim tarafımızdan yaratılırlar. Sahip olduğumuz değerler her zaman hareketlerimizi ve dolayısıyla durumumuzu etkiler. Kötü durumlardan çıkarılacak dersi aldıktan sonra yapılması gereken tek şey, bir şeyi fayda sağlayamayacak bakış açısıyla çerçevelediyseniz hemen açınızı değiştirmenizdir. Durumunuzun nasıl değiştiğini hemen fark edeceksiniz.

Durumu ele aldığımız açı eşinize aldığınız kitap örneğindeki gibi sizin ruhunuzu etkileyecekse neden ısrarla yanlış açıdan bakalım ki?

Hepimiz Pavlov’un klasik koşullanma deneyini biliriz. Deneysel Psikoloji biliminin kurucusu Pavlov, köpekler üzerinde yaptığı deneyi ile ünlenmiştir. Kısaca bahsetmek gerekirse köpeğe önce zil sesi verilmiş sonra yemek verilmiştir, köpek daha sonra yemek verilmese bile her zil sesini duyduğunda salya akıtmaya başlamıştır.

Sonuçta bir hayvan bile reflekslerini bilinçsiz bir şekilde şartlandırabiliyorsa, biz neden durumumuzu değiştirmek için kendimizi şartlandıramıyoruz.

Hayatımızın her anında bilinçaltımızı yoklayarak eskileri çıkartan, hatta ilk kez ne tepki verdiysek aynı tepkiyi verdirten uyarıcılarla karşılaşıyoruz. Çoğu zaman fark etmiyoruz bile. Ama aynı uyarıcı her geldiğinde aynı tepkiyi veriyoruz.

Örneğin, ben yıllar önce bir film seyretmiştim. Filmin konusu kısaca, şartlarımız her ne olursa olsun ayakta kalmak ve umudunu kaybetmemekti. Filmden o kadar etkilenmiştim ki, beni çöküntü halinden yetenekli halime sokabilmişti. Şimdi ne zaman kendimi yetersiz hissetsem filmi düşünürüm ve yetenekli durumuma geçerim. Bu elimde değil.

Tabi ki herkes için aynı şeyler geçerli değil. Bazı insanlar olumsuz örneklerle iyiyi yapmaya güdülenir, bazı insanlar olumlu örneklerle güdülenir. Bazıları ise örneklerle güdülenmez, bizzat yaşaması gerekir.

Yaşam Koçunuz olarak  işte ben her üç durumda güdülenen herkesin işine yarayacak bir örnek vermek istiyorum. Modern ve iletişim çağında hepimiz okuyoruz, dinliyoruz, öğreniyoruz. Ve hepimiz artık beklediğimiz, özlemini duyduğumuz durumun gerçekleşmesi için olmuş yani –mış gibi davranmanın önemini çok iyi biliyoruz.

Durumunuzu değiştirmek için kendinize bakış açınızı hemen değiştirmeye yarayacak uyarıcılar bunlar.

Peki bu uyarıcıyı nasıl yaratabiliyoruz?

Zihninizde olmasını istediğiniz olayı ya da olmak istediğiniz kişiyi detaylı bir şekilde canlandırın. Renkli, size heyecan veren, sesli ve olabildiğince canlı bir görüntü olsun. Bu olayı zihninizde yaşayın. Örneğin isteğiniz bir firmada ceo olmak olabilir. O zaman kendinizi o koltukta hayal edin. Başarılarınızdan dolayı ortakların sizi takdir ettiğini, alkışladığını, maaşınıza zam yapıldığını veya amacınız her ne ise onu olmuş gibi hayal edebilirsiniz.

Bu uyarıcı ileride zihninizi her uyardığında bilinçaltınız neler yapabileceğinizi hatırlayacak, sizi yetenekli durumunuza sokacaktır.

Sevgiyle Kalın,

İnci AKTAŞ – Yaşam Koçu ve Nlp Uzmanı Bursa

Ara

Kategoriler