"Ölünmüyor Mutsuzluktan!" kategorisindekiler

Ölünmüyor Mutsuzluktan! – İnci Aktaş

Eyl 17, 2014   //   Yazar: admin   //   Kişisel Gelişim, Makaleler, Ölünmüyor Mutsuzluktan!  //  0 Yorum

 

Siz hiç mutsuzluktan ölmeyi denediniz mi?

“Kah aradım kendimi, kah kayboldum boşlukta

Sen yokken denedim kaç kere ölünmüyor mutsuzluktan.”

Sabah ofisime gelirken dinlediğim şarkılar, yazı yazmam için ilham veriyor. Kolpa’nın “Ölünmüyor Mutsuzluktan” isimli şarkısı hafif doz depresyonu çağrıştırdığından yazmak istedim.

Ben çok eminim ki, yaşamının bir döneminde her insan mutsuzluğun en uç noktasını yaşamıştır. Bu bir ayrılıkla, bir ölümle veya herhangi bir şeyle ilgili de olabilir. O zaman acı bedenimizi ele geçirir.

İnsan eceliyle ölmek ister, ama olmaz. Depresyonun kötü bir şey olduğunu sanıyoruz çoğu zaman. Ama depresyon insanın kendi içine dönüp kendisiyle tekrar barışması ve bir olması için bir fırsattır.

“Kah vezgeçtim, kah gülümsedim doğan güne, böyledir yaşamak….” diye devam ediyor kolpa grubu şarkısına. Bu tercihinizdir. Vazgeçmek ya da yeniden başlamak ve gülümsemek tercihinizdir. Yaşam bize her zaman yeniden başlamak için bir fırsat sunar, tekrar gülümsemek için.

Şimdi, mutsuz musunuz? O zaman mutsuzluktan ölünmediğini de anlamışsınızdır. Öyleyse neden şimdi, zamanın şu anında yeniden başlamıyorsunuz?

Mutsuz musunuz? Şarkı söyleyin, dans edin, kahkahalar atın. Sır nedir biliyor musunuz? Her şeyi kutlamak! Bir kez bu anahtarı bulduktan sonra artık hiç birşey eskisi gibi olmaz. Onunla her kapıyı açabilir ve içinde bulunduğunuz her durumdan çıkabilirsiniz.

Yazımı Üç Çinli Azizin hikayesiyle noktalamak istiyorum. Her şeyi kutlarsanız, hayat güzeldir!

“Üç Gülen Aziz” olarak tanınırlarmış çünkü bundan başka hiçbir şey yapmaz, yalnızca gülerlermiş. Böyle gülerek bir kasabadan diğerine gezerek, her kasabanın Pazar yerinde durup, şöyle göbeklerini tuta tuta bir güzel kahkahalarla gülerlermiş. Tüm pazardakiler onların etrafını saramış. Herkes gelir, dükkalar kapanır, insanlar pazara almak için gittikleri şeyleri unuturmuş.

Bu üç insan gerçekten güzellermiş, gülüp dururken göbekleri de sallanırmış. Sonra bu bir hastalık gibi yayılır, diğerleri de gülmeye başlarmış. En sonunda tüm Pazar yeri kahkahalara boğulur, ortamın havası bir anda değişiverirmiş.

Birisi onlara, “Bizlere bir şeyler söyleyin” dediğinde, “Bizim söyleyecek bir şeyimiz yok. Biz yalnızca gülerek buraların havasını değiştiriyoruz” diyorlarmış. Az önce insanların hırsla paradan başka bir şey düşünmediği çirkin bir yerden, bu üç deli adam gelip, gülmeye başlayınca tüm Pazar yerinin havası gerçekten değişiverirmiş. Artık herkes satıcı ya da müşteri olmaktan çıkar, oraya alış-veriş yapmaya geldiklerini unuturlarmış. Kimsenin para hırsıyla da ilgisi kalmaz, herkes kahkahalar atıp, dans ederek bu üç delinin etrafında dönmeye başlarmış. Böyle anlarda birkaç saniyeliğine de olsa yeni bir dünyanın kapıları açılırmış.

Çin’de üç aziz yaşarmış. Bu üç adam Çin’in her tarafını, bir yerden diğerine, bir köyden ötekine dolaşıp insaların gülmesine yardımcı olmuşlar. Üzgün insanlar, kızgın insanlar, paragöz insanlar, kıskanç insanlar, hepsi onlarla birlikte kahkahalar atmış. Ve bir çok insan bu anahtarı, bir dönüşümün mümkün olduğunu hissetmiş.

Sonra köylerden birinde bu üç adamdan birisi ölüvermiş. Köylüler toplanıp, “Şimdi sorun çıkacak. Bakalım şimdi nasıl gülecekler? Bir arkadaşları öldüğüne göre artık ağlamaları gerek” demişler. Fakat yanlarına vardıklarında görmüşler ki geriye kalan iki kişi dans ediyor, kahkahalarla ölümü kutluyorlarmış. Köylüler, “Artık bu kadarı da fazla. Bu kadarı da ayıp. Biri öldüğü zaman dans edip gülmek saygısızlıktır” demişler.

Ama onlar şöyle yanıt vermiş, “Siz neler olup bittiğini bilmiyorsunuz. Üçümüz hep önce kimin öleceğini düşünüyorduk. O kazandı, biz kaybettik. Tüm yaşamımız boyunca onunla beraber güldük. Şimdi onu başka bir şekilde nasıl uğurlayabiliriz? Kahkahalar atmalı, neşelenmeli ve kutlamalıyız. Tüm yaşamı boyunca gülmüş birine başka türlü elveda denemez. Biz gülmezsek o bize gülecek ve “Sizi sersemler. Siz de bu tuzağa düştünüz ha?” diye düşünecektir. Biz onun öldüğünü kabul etmiyoruz. Kahkaha nasıl ölür, yaşam nasıl ölür?”

Kahkaha sonsuzdur, yaşam sonsuzdur, kutlama devam eder. Oyuncular değişir ama oyun devam eder. Dalgalar değişir ama okyanus varolmaya devam eder. Siz güler sonra başkasıyla yer değiştirirsiniz ve o güler, kahkaha böylece sürüp gider. Siz bir şeyleri kutlarısnız, sonra başkaları kutlar, kutlama da sürer. Varoluş içinde bir anlık bir boşluk bile bulunmaz. Fakat o köyün insanları bunların farkında olmadıkları için o günkü kahkalara katılamamışlar.

Sonra ölen adamın yakılma zamanı gelmiş ve köylüler toplanıp, “Adetlere göre ölüyü yıkamamız gerekiyor” demişler. Ama diğer iki adam buna karşı çıkıp, “Arkadaşımız herhangi bir adetin uygulanmamasını vasiyet etmişti; ne yıkanacak, ne de üzerindekiler değiştirilecek. Olduğu gibi yakılacak, onun isteklerine uymak zorundayız” demişler.

Ve o zaman olanlar olmuş! Bedeni ateşe verildiği anda, yaşlı adamın son bir oyun oynadığı ortaya çıkmış. Meğer giysilerinin altında havai fişekler saklıymış ve patlamalarla birlikte bir anda büyük bir ışık festivali başlayıvermiş. Bunun üzerine bütün köy halkı gülmeye başlamış. İki deli arkadaş zaten dans ediyormuş, köylüler de onlara katılmış. Bu bir ölüm değil, yepyeni bir yaşamın başlangıcıymış.

 

Mutlu günler dilerim,

İnci Aktaş

Profesyonel Yaşam Koçu & NLP Uzmanı & Yazar

Ara

Kategoriler