Kendim ve Ben Birşeyler İçerken

Mar 20, 2018   //   Yazar: admin   //   Kişisel Gelişim, Makaleler, Mutlaka Okuyun, Yaşam Koçluğu Nedir?  //  0 Yorum

Kendim ve Ben Birşeyler İçerken

(İç Mesajlar- Dış Mesajlar- Hayat Dersleri ve Sorumluluğu Almak Üzerine)

Başıma gelenlere inanamıyorum. Bu nasıl olur? Tüm iyi niyetimle ve çalışkanlığımla, ne kadar çabalarsam çabalayayım sanki tüm emeklerim, onların uçlarına bağladığım hayallerim, hayallerimin üzerinde çiçeklenen umutlarım, hepsi kara bir deliğe parçalanarak çekilip yok oluyor. Bir anda ve hiç olmamış gibi.. Kaşla göz arasında bir fırtına patlıyor, her biri bir tarafa uçuşuyor, tutamıyorum hiçbirini… Çok hızlı oluyor herşey. O bebek gibi büyüttüğüm emekler, ipek dokuma hayallerim ve narin çiçek umutlarım savrulurken, çarptıkları yerlerimde ince cam parçalarına, sanki keskin jiletlere dönüşüyorlar. İnce kesik yaraları gibi yavaş yavaş farkedilip hızla çoğalan bir acı bırakarak, girdaba sarılıp sarmaş dolaş yok oluyorlar. Sonrası derin bir sessizlik, eylemsizlik, hiçlik.

Biraz önce kıyametim kopmuştu, biliyorum hepsi gerçekti. Şimdi ise zihnindeki yorgunluktan ve gözlerimim ucunda tutmak için ölümüne mücadele verdiğim yaşlardan başka ispatı yok gibi..

Soruyorum etrafımdaki sevdiğim tanıdıklara.. Olanları gördünüz mü, duydunuz mu? Siz de hissettiniz mi kesilen yerlerimin acısını? Ne olur bir bakar mısın sağıma soluma? Canım çok acıyor. Kanıyor mu? Gerçekten kanamıyor mu? Etrafta bana ait hiçbir şey kalmamış mı? Bir iz, yeniden başlayacak bir parça.. Bulmama yardım eder misin? Gerçekten edemez misin?

Hiç olmamış gibi bakıyorlar yüzüme sevdiğim tanıdıklar. Görmedik, duymadık, olmuştur, haklısındır. Olduysa da geçer. Karnım acıktı sofrayı kurar mısın? Şu dosyaları elden geçirir misin? Bir şeyler içmeye gidiyoruz, gelir misin?..

Gelirim. Kucağımdaki derin boşluk ve hissettiğim kesik sızılarıyla yavaş yavaş arkanızdan yetişirim.

Şahitsiz kıyametimden sonra sevdiğim tanıdıklarla o anda hiç de içine giremediğim bir başka gerçeklikte, tanıdıklarım kendi aralarında sakalaşıp konuşurken, bense bir şeyleri içerken, içimden hatırlamaya çalışıyorum:

“O kara delik ne zamandan beri oradaydı? Ondan korunmak mümkün müydü? Nasıl bu kadar hızlı ve güçlü olabildi?”

Sonra başka sorular geldi sırayla: “Bırak kara deliği, o yutan bir varlık olarak kendi doğasını yaşıyor. Peki ben? Benim o kara deliğin olduğu yerde ne işim vardı?” “Ben de onun gibi kendi doğamı yaşıyor muydum?” “Emeklerimi yeşertmek için seçtiğim o ortama ben ve yaptıklarım uygun muydu?”  “Onu görmedim, ya peki öngöremez miydim?”  “Bir işaret yok muydu? Emek vereceğim ortamı seçerken en başta algılarım bana ne söylemişti, diğer bir deyişle içimde hissettiğim şey neye benziyordu? Gelecek için ne görmüştüm orada? ”

“Orada olmayı ve kalmayı seçtikten sonra, planlı ve bilinçli ve doğru davrandığımı sandığım bir çok emek verdim ve sonra birden- bana göre birden- yaşadığım bu kontrol edilemez yıkım, bu tatminsizlik… Algılarım bana hiçbirşey söylememiş miydi en başında, ya da ortasında, herhangi bir yerinde.. yoksa ben mi o fısıltıları dinlememiş, o işaret ışıklarını görmemiştim?”

“Bu seçimi yapmadan az önce  içimde bir yerlerde bir duygu, bir his?..  Sanki yediğinin dokunduğunu ve sağlığını korumak için hemen çıkarman gerektiğini haber veren bir mide bulantısı, aşkı haber veren bir kalp çarpıntısı, açlığı anlatan bir guruldama gibi..  O kara deliğin bulunduğu ortamı seçerken ve orada ekip biçmeye devam ederken bana gelen haberciler nelerdi? Orada olmaya duyduğum ihtiyacım neydi? Başka bir seçimin küçük habercileri diğer omuzuma ısrarla dokunurken bunu algılamamış olabilir miyim?”

Üretmek beni en mutlu eden şey, bunu algılıyorum. Parmak uçlarımda hissediyorum, üretkenlik enerjisi karnımda büyüyüp parmak uçlarımdan akıyor gibi.. Bunu farkedebiliyorum.

Gözlemliyorum ki, birşeyler üreten, doğuran her canlı sığınaklı, korunaklı bir yer seçiyor. Bu gözlem de artık şu an bir farkındalık.

Peki ben? Madem üretmek istiyorum, ürettiklerimi korumak ve çoğatltmak için ben mi uygun ortamda değildim? Yoksa kara delik yutacak emeklerin olduğu yerleri bulmakta usta mıydı? Sorumluluk kimdeydi?

Sevdiğim tanıdıklar sesleniyor “Patates Kızartması yer misin? “

“Hayır, niye yapıyorum bilmiyorum ama diyetteyim”  “Kızarmış patates kilo aldırır”

Kendimi algılarımla koruyabildiğim tek şeyin kızartma yağı olmadığına ikna olmak istiyorum. Kara delik bile onu çekmiyor. Bak, tam da önümde sonsuza dek durabilir.

Birlikte birşeyler içiyor görünüyorken, devam ediyorum:

Örneğin, her bitki iklimine uygun ortamda yetişir. Rüzgar, hatta çok rüzgar üzüm için iyiyken, yeni yetişen ağaç fidanına iyi gelmez. Yıllar sonra da dimdik duracak yüksek bir ağaçsa hayalin, onu rüzgardan ve fırtınadan koruyabilir, önlemleri alabilirsin. En azından ortamı doğru seçebilir, gerisini akışın sınavlarına bırakabilirsin. Ortamı seçemediğini düşünüyorsan (belki de aslında şimdilik sebebini bilmediğin bir ısrarla seçmiyorsan) ve fırtınaların birden patlayabildiği bir yerde durmaya kararlıysan, o zaman uzun ağaçları değil üzümü sevmeyi deneyebilirsin. Üzüm deyince işte o algı dediğim şey oluyor, ağzında aşırı bir şeker tadı hissediyor ve bu fikirden hoşlanmıyor musun? Büyük bir ceviz ağacı yetiştirdiğini düşündüğünde ise ceviz yapraklarının kokusu içine mutluluk mu veriyor? O zaman bunca kayba rağmen şimdilik sebebini bilmediğin o “olduğun rüzgarlı topraklarda kalma ısrarının” neye hizmet ettiğini merak edebilirsin.

“Ya aldığını sev ya da sevdiğini al” sözü bir işin başında bir çeşit ön uyarı, en geç kalınmış durumlarda ise bir reçete gibidir. Bir çeşit sorumluluk alma öğretisidir. Bir çeşit sınırlarını belirleme önerisidir.  Bir çerçevedir. Can alıcı an ise, iki seçeneği karşılaştırdığında içinde hissettiğin şeyi yakaladığın andır. Herhangi biri içini daha çok kıpırdatacak, kulağına daha hoş gelecek ya da kelimeler gözüne daha aydınlık görünecektir. Bunu kaçırdığında, o algı olmadan attığın ilk adımdan itibaren tatminsiz sonuçlanacak bir yolculuğunun ilk saatlerine girmiş olabilirsin. Yolculuğun içinde ve ileri safhaları sırasında hissettiğin algılar artık doğruyu mu söylüyor yanlışı mı bilmek daha kolay olmayacaktır. Tıpkı doğru iliklenmeye başlanmamış bir gömlek gibi.. Son ilikte karadeliğin sesinin yaklaşmaya başladığını duyduğunda artık sonuç, ilk haberci algı gibi fısıldamayacak, yanıp sönmeyecek, omuzuna minik minik dokunmayacak, sarsıcı bir gürültüyle ışıyarak gözünün önünde patlayacak ve başından aşağıya dökülecektir.

Seçimler ile birlikte gerçekleşen eylemlerin sonuçları vardır. Bir seçim oluşturduğumuz an hepimize bir sonuç da hediye edilir.  Harekete geçtiğin an hediye de oluşmaya başlamıştır bile. Harekete geçmeden önce kendini duymamış, görmemiş ve hissetmemiş isen, hediye gerçek bir sürprizdir.

Karadelik bir hediye miydi bana? Açınca yüzümde patlayan? Evet.. Eğer bu olup bitenlerden ne öğrendiğini biliyorsan, hediyedir. Hayat döngüsünde kayıplar birer kazanç çekirdeğidir. Ekersin, meyve verir. Şimdi bundan sonrası için algın ne haber veriyor? İşte orada yolculuk tekrar başlıyor…

Kalkıyor muyuz, tüm masa için, hesap lütfen…

 

Bahar KARACA

Yorum Bırakın

Ara

Kategoriler