Browsing articles in "Makaleler"

İşler Zorlaştığında Vazgeçme Günahının Affı Yoktur! – İnci Aktaş

 

Ünlü Amerikalı yazar Napoleon Hill, bir keresinde Edison’a ampulü mükemmel hale getirebilmek için yaptığı ve on binlerce kez başarısız olduğu deneyler hakkında; ‘Sonunda sırrı bulmasaydın ne yapardın?’ diye sordu. Edison gözlerinde neşeli bir parıltıyla, ‘Şu anda seninle konuşarak zaman kaybetmek yerine laboratuvarımda çalışıyor olurdum.’ diye cevap verdi.

Peki siz başarısız olduğunuzda ne yapıyorsunuz? Danışanlarımız bize gelirler ve binlerce kez denedim ama olmuyor derler, oysa onlar iki kere bile denememişlerdir. KFC’nin kurucusu Albay Sanders, emekli olduktan sonra ortaya çıkardığı tavuk tarifini satmak için Amerika’yı baştan sona dolaştı ve tam 1009 kere reddedildi. Eğer siz 1009 kere reddedilseydiniz, 1010.’yu dener miydiniz? Denemelisiniz! Her insan hayalini kurduğu ve inandığı her şeyi gerçekleştirebilir.

Bazı insanlar ise bir kere bile denemeden vazgeçerler. Onlar ise korku ve endişelerine yenilmişlerdir. Oysa işler zorlaştığında vazgeçme günahının affı yoktur.

Eğer biraz daha sabredebilirsek ileride mutlaka pırıltılı bir şeyler belirecektir. Bazıları karşılaştıkları her engelden korkar ve onu düşman olarak görür. Gerçekte onlar dostturlar ve sizi olmak istediğiniz yere götüren yardımcınızdırlar. Başarı bir sonraki dönemeçte olabilir ama köşeyi dönmeden asla orda olduğunu bilemezsiniz.

Karşılaştığımız her başarısızlıkta bizim için bir lütuf vardır. Başarısızlık yanında gözü açık olanlar için mutlaka bir fırsat getirir. Hayat daima yaşadıklarınızı telafi eder. Bazen başarısızlığımıza o kadar takılıp kalıyoruz ki, önümüzden geçip giden fırsatı kaçırıyoruz.

Asla bırakmayı denemeyin, asla denemeyi bırakmayın…

Sevgiyle Kalın,

 

İnci AKTAŞ

Profesyonel Yaşam Koçu & Nlp Uzmanı & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Terfi Mi Etmek İstiyorsunuz? İşte Yolu! – İnci Aktaş

Ağu 19, 2014   //   by admin   //   Kariyer, Makaleler, Terfi Mi Etmek İstiyorsunuz? İşte Yolu!  //  No Comments

Son yazımda Amerika’da yapılan klasik bir çalışanın işini algılayışı araştırmasından çıkan sonucu belirtmiştim. İstisnasız tüm çalışanlar bir robot olduklarını düşünüyorlardı. Sabah işe geldiklerinde açılan ve işten çıkarken kapama düğmesine basılarak kapatılan bir robot. Böylece iş, tatil ayrımı başladı. İş mutsuzluk, iş çıkışı mutluluk oldu. Aslında bu ikilem okulda başlamıştı. Ders- boş ders ayrımını hatırlar mısınız?

Uzun yıllardır çalışanların işteki tatminsizliği özel yaşamlarına yansıyarak iş-özel yaşam dengesini altüst etmektedir. Kendisini bir robot olarak algılayan insan gitgide gerçek bir robot olmaya başlamıştır. Her şey otomatiktir, artık seçim yoktur. Maaş zammı ya da terfi almayalı uzun zaman olmuştur. Ve her zaman suçlanacak birileri vardır…

Bugünkü yazımda, bu monotonluktan kurtulup mutlu dengeli bir hayat sürmenin ve aynı zamanda terfi ve maaş zammı alabilmenin yollarından bahsetmek istiyorum.

Karşınızdaki kim olursa olsun insan yapısı aynıdır. Sizi motive eden maaş zammı ise onu da karı arttırmak motive edecektir. Patronlar da sizi terfi ettirip maaşınızı arttırmak isterler elbet ama siz önce buna değdiğinizi gösterirseniz. Bu anlamda bir kazan kazan söz konusu diyebiliriz. Eğer siz onun hedeflerine ulaşmasına yardım edebilirseniz o da sizin hedeflerinize ulaşmanıza yardım edecektir.  Eğer her şeye rağmen yardım etmiyorsa çalışmanız gereken doğru yer ve doğru kişi, o kurum ve o yönetici değildir.

Başarılı olmanın en kesin yolu sizden beklenenden daha fazlasını vermektir. Ne kadar ekmek o kadar köfte mantığıyla her şeyi iş verenden bekleyerek çalışmak maaş almanızı sağlayabilir, ancak zam veya terfi beklemeniz doğru olmaz. Her zaman için sizden beklenenden daha fazlasını vermeye daha fazla sorumluluk üstlenip insiyatifi elinize almaya istekli olun. Eğer yalnızca saatinizi doldurursanız, işyerinizin ilerlemesi için hiçbir ekstra çaba sarf etmezseniz yalnızca sizden isteneni yerine getirirseniz zam veya terfi de bekleyemezsiniz.

Şimdi hemen düşüncenizi değiştirin. Kimse sizi terfi ettirmeyecek, siz kendiniz terfi edeceksiniz. Bu nedenle çalıştığınız işin istediğiniz iş olduğundan emin olun. Sonra da bu işte kendinizi eğitin. Yönetici olmak için her sabah iki saat erken uyanıp yöneticilik kitapları okuyan müdür yardımcısının çabası takdire şayandır. Eğitimlere katılın veya patronunuza bir üst göreve gelmek için yardıma ihtiyacınız olduğunu söyleyin.

Başlangıç noktanız bulunduğunuz noktadır. Hemen şimdi elinizdeki işle başlayın. Nasıl daha ucuza mal edebiliriz, maliyetleri nasıl kısabiliriz, geliri nasıl arttırabiliriz, ekstra külfet getiren hangi işlerden kurtulabilir ya da hangilerini birleştirebiliriz?

Hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın; Hiçbir zaman ilerleyemeyen ya da dikiş tutturamayan iki tür insan vardır. Birincisi kendisine söyleneni yapmayan, ikincisi kendisine söylenenden başka bir şey yapmayandır.

Mutlu ve dengeli bir yaşam dilerim.

Sevgilerimle,

İnci AKTAŞ

Kurumsal Koç & Eğitmen

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

İşinizde Mutlu Musunuz? – İnci Aktaş

Ağu 18, 2014   //   by admin   //   İşinizde Mutlu Musunuz?, Kariyer, Kişisel Gelişim, Makaleler  //  No Comments

 

Çalışan insanların çoğunun zor bela saklamaya çalıştıkları bir tatminsizlikleri var. Mavi yakalıların efkarlı şarkıları, beyaz yakalıların homurtusundan daha acı bir şekilde söylenmiyor. ‘Ben bir makineyim,’ diyor kaynakçı. ‘Kafese tıkılmış gibiyim diyor,’ bankacı ve sesi otel görevlisininkine karışıyor.  ‘Ben bir katırım,’ diyor çelik işçisi. ‘Benim yaptığımı bir maymun bile yapar,’ diyor resepsiyoncu. ‘Çiftlikte kullanılan araç gereçlerden daha değersizim,’ diyor göçmen işçi. ‘Ben bir objeyim,’ diyor manken. Mavi yakalılar da beyaz yakalılar da aynı sözü söylüyorlar. ‘Ben bir robotum.’
-Studs Terkel Çalışanın İşini Algılayışı Araştırmasından..

İnsanların tüm problemleri tek bir seçenekleri olduğunu düşündükleri için ortaya çıkar. Ve eğer tek bir seçeneğiniz varsa robottan farkınız kalmaz. İşte “NLP, Robotları insana dönüştürme sanatıdır” der Richard Bandler…

Bir iş ile misyon arasındaki farkları biliyor musunuz? İşte bu, sabahları işe giderken, ayaklarınızın geri geri gitmesini engelleyen şeydir. İşinizi ‘neden’ yaptığınızı bilmek, sabahları yataktan fırlayarak kalkacak; geceleri, ertesi gün işe gitmek için heyecandan uyutmayacak bir amaca sahip olmak ve hayatınızı genel anlamda mutlu yaşamanın değeri nedir sizce?

Bu soruların cevapları farkı yaratacak…
Mutlu bir hayat dileklerimle,

Kişisel Gelişim Eğitimleri, Kurumsal Eğitimler ve Koçluk Seansları hakkında bilgi almak için sitemizi inceleyebilirsiniz.
www.akademiplena.com

İnci AKTAŞ
Profesyonel Koç & Eğitmen

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Mucizeleri Yaratmak – İnci Aktaş

Ağu 6, 2014   //   by admin   //   Kişisel Gelişim, Makaleler, Mucizeleri Yaratmak  //  No Comments

Kuantum alanında her şey bilgi ve enerjiden oluşur. Einstein’ın ünlü denklemi “E= mc2 ; enerji = kütle x ışık hızının karesidir” der. Yani enerji ve kütle farklı formlarda ama aynı şeydir. Enerji = kütledir.

Evrendeki herşey enerjidir. Ve herşey farklı frekanslarda titreşen kollektif enerjinin bir parçasıdır. Bunu çok net hissettiğiniz zamanlar olur. Bir yere girersiniz ve gergin havayı anında hissedersiniz; bazen de sizin için kutsal yerlere girer ve içinizin huzur dolmasını izlersiniz. Bu çevrenizdeki kollektif enerjinin sizin alanınızla temas etmesindendir.

Varoluşun üçüncü seviyesi olan sınırsızlık evrenizidr. Evren hem katı parçacıklardan hem de enerji dalgalarından oluşur. Dalga parçacıkları bizim “gözlemimize” göre dalga veya parçacıktan oluşur.

Ünlü fizikçi Erwin Schödinger’in ünlü düşünce deneyi, kuantum fiziği çerçevesinde mümkün olabilecek oluşumları bize gösteriyor.

Şimdi bir kutu içinde bir dalga parçacığı bir kaldıraç, bir kedi ve üzeri yarı kapalı bir kedi maması hayal edin. Biz kutuyu açıp gözlem yaptığımız anda, dalga parçacığı ya parçaya ya da dalgaya dönüşecek. Eğer parçacığa dönüşürse kaldıraç mamanın üzerindeki kapağı kaldıracak, kedi doyacak ve biz kutunun içinde mutlu bir kedi göreceğiz. Ya da gözlemimiz dalga yönünde olacak ve tam tersi bir olayla karşılaşacağız. Mama kabı dolu ve kedi mutsuz.

Evrende herşey aynı anda vardır ve yoktur. Aynı anda enerjidir veya parçacıktır. Çevremizdeki bu evreni göremeyişimizin ebebi çok hızlı hareket etmesi; duyu organlarımızın ise çok yavaş çalışması, olanı biteni öbek öbek algılamasıdır.

Burada olasılığı gerçeğe dönüştüren, yapılan gözlemdir. Gözlem, olasılıkları geri çeker ve tek seçenek bırakır.

Gözlem yapan bir bilinç olmasaydı, herşey saf potansiyel olarak kalırdı. Saf potansiyel tüketilemez, sonsuzdur. Bu potansiyel musluğunu açmak mucizeler yaratmamızı sağlar.

Geçen haftasonu bir alışveriş merkezinde, kasada ödeme yapıyordum. Birden o ana kadar orada olmayan bir görevli belirdi ve işlemimi o tamamladı. Paketimi bana uzatırken, klasik “İyi günlerde kullanılsın” cümleri yerine, “Bütün dilekleriniz gerçek olsun” dedi. Şaşırmıştım. Beklemiyordum. Gülümseyerek teşekkür ettim. Mağazadan çıktığımda kardeşime “Bugün doğum günüm olduğunu nerden biliyordu?” diye sordum. Bilmiyordu… sadece mucizenin “ben” olduğunu hatırlatmak için oradaydı.

Bugün yaratmak istediğiniz mucizelerin farkında olarak başlayın işe. Küçükken, Alaaddinin sihirli lambasını bulma hayaliyle yaşamış olabilirsiniz. ve büyüdüğünüzde böyle bir lambanın olmadığını öğrenerek, isteklerinizden vazgeçmiş olabilirsiniz. peki ya tüm dilekleriniz gerçekleşebilseydi, kendiniz için ne dilerdiniz?

Bugün bütün dilekleriniz gerçek olsun!

Sevgilerimle…

İnci AKTAŞ

Profesyonel yaşam Koçu & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Çocukta Disiplin Niçin Önemli? Ebeveyn Koçluğu Nasıl Bir Çözüm Olur? – Özlem Aktaş

Son zamanlarda ailelerden duyduğumuz en sık problem, “Çocuğumu disiplin etme konusunda çok zorlanıyorum”. Yeni çağın çocukları ile uğraşmak çok zor, öğretmenlerden gelen geri bildirim. Geleceğe nasıl bir nesil oluşturduğumuzla ilgili kaygılar yüksek. Aileler, öğretmenler disiplin konusunda sıkıntılı dönemler geçirmekte. Gelecekten kaygılılar ve kuşku içindeler. Aslında çok fazla uyarıcının olduğu çağımızda ailelere ve öğretmenlere hak vermemek elde değil. Belki de kendimizi başarısız hissetmemize sebep olan dinamikleri iyi kavrarsak bu mücadeleyi keyifli ve başarılı bir şekilde yönetebiliriz. Disiplin niçin gerekli? Disiplin ne demek ? Bazen disiplin konusu fazla yargılayıcı, tutucu, baskıcı, çocuğun haklarını ihlal etmekle karıştırılabiliyor. Disiplin, çocuğa nasıl hareket edilmesi gerektiğinin öğretilmesidir. Disiplin sürecinde çocuğa öncelikle ebeveynlerin kuralları, inançları, değerleri iyi aktarılabilmeli ve söz ve eylemlerle somut bir şekilde ifade bulmalıdır. Çocuğa genel geçer ve istikrar içermeyen kurallar belirlenmesi yarardan çok zarar getirir. Disiplin ile çocuğun dürtüsel  hareketleri kontrol edilir. Çünkü çocuklar dürtüleri ile hareket ederler. Daha sağlıklı karar verecek bilinçli iradeleri gelişmemiştir. Ancak disiplini etkili yapan akla, mantığa uygun olmasıdır. Çocuktan yapamayacağı, mantık dışı beklentiler içinde olmak çocuğun sağlıklı gelişimini engeller. Disiplin süreci çocuğun gelişimine uygun olmalıdır. Çocuklara birşey öğretmenin yolu örnek olmaktır. Sigara içen bir ebeveynin sigaranın zararlarından bahsederek, çocuğuna sigarayı yasaklaması çok etkili olmayacaktır. Ailesini gözlemleyen çocuk, ailesinin davranışlarını esas alacaktır. Çünkü iletişimde sözlerden çok davranışlar etkilidir. Eğer çocuğumuzda olumlu davranış oluşturmak istiyorsak ona örnek olarak, onunla birlikte hareket etmek gerekir. Sofrada nasıl yemek yenileceğini söylemenizdense nasıl yenileceğini sizi gözlemleyerek  öğrenecektir. Disiplini, çocukta olumlu davranış kazandırmak için kullanırız ve çocukları disiplin ederken esas alacağımız  temel ilke, standartlarınızı belirlerken yeterince açık ve net olmamızdır. Bir davranışın neden yapılmaması gerektiğinin yerine hangi olumlu davranışı yapması gerektiğini  gerekçeleri ile net açıklayabilmelisiniz.

Çocukta iyi davranışlar geliştirmek çaba ister. İlkelerinizin, standartlarınızın olmasını gerektirir. Aile olarak nasıl bir çerçeve çizmeniz, nasıl kurallarınız olacağını ve en önemlisi daha doyumlu, daha sağlıklı ilişkiler geliştirilmesi için ebeveyn koçluğu iyi bir araçtır. Olumlu davranış hepimizin istediği bir şeydir ve en önemlisi olumlu davranışların ve alışkanlıkların kalıcılığını sağlamaktır. Çocuğa olumlu davranış geliştirme konusunda, aileye çok büyük bir iş düşer. Çocuklar öncelikle ailelerini örnek model alırlar. Çocuğunuzda beğenmediğiniz bir davranış  gözlemlediğinizde öncelikle kendimizde neyi değiştirmemiz gerektiğini sormaktan işe başlamalıyız. Çocuklarımız bizleri örnek alıyor, bu sebeple hayatta başarılı ve doyumlu bireyler yetiştirebilmek için disiplin sürecini iyi anlamak ve iyi uygulamak gerekiyor. Yaptıklarımızda örnek olarak, çocuklarımızın iyi davranışlarını sık sık onaylayarak, taktir ederek, onları başarılarında överek, kısacası sık sık geri bildirim vererek; olumsuz davranışlarında ise sessizliğimizi koruyarak ve olumlu davranış yaptığında doğru olanın bu davranış olduğunu vurgulayarak olumlu davranış kalıplıpları geliştirmek mümkündür. Ancak öncelikle herşeyde olduğu gibi sevgi gelir. Sevginin koşulsuz bir şekilde sunulduğu her ortamda disiplin, saygı, gelişim çok kolay gerçekleşecektir. Çocuklarımız en değerli varlıklarımız; çocuk gelişimine önem vermek toplum olarak hepimizin sorumluluğu. Koşulsuz sevgi ve bilgilenme ile herşeyi değiştirmek mümkün. Ebeveynler koçluk becerileri öğrenerek çocuklarına daha doyumlu bir aile hayatı sağlayabilir ve farkındalıklarını geliştirebilirler. Çocuklarımızın değişmesini çaresizce beklemek yerine, süreci bilinçli ve keyifle yaşamak bizim elimizde. Öncelikle sevgiyle değişmeyi isteyerek başlayabiliriz. Keyifli, sağlıklı, doyumlu ailelere ihtiyacımız var. Elbirliği ile çalışarak bunu gerçekleştirebiliriz. Değişim içimizde başlar, bunu hatırlayın ve sevgiyle kalın.

Özlem Aktaş – Ebeveyn,  Aile Koçu

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

DİKKAT! Konsantrasyonum Bozuk – İnci Aktaş

Tem 31, 2014   //   by admin   //   DİKKAT! Konsantrasyonum Bozuk, Kişisel Gelişim, Makaleler  //  No Comments

Dikkat, konsantrasyonum bozuk! Her şeyi yapabilirim… Kaza yapabilirim, sınavda kaydırma yapabilirim, derslerimde başarısız olup sınıfta kalabilirim… Daha da önemlisi, mutsuz, moralsiz, elini kolunu kaldırmak istemeyen, kararsız, halsiz, sinirli ve şüpheci ve bunu belli etmemeye çalışan bir insan olabilirim.

Eğer konsantre olamadığınızı düşünüyorsanız sadece herhangi bir konuda başarısız olmazsınız, aynı zamanda mutsuz da olursunuz.

Konsantre olmamızı sağlayan zihnimiz sürekli bir odak arar. Beynimiz Richar Bandler’in dediği gibi kapalı düğmesi olmayan bir makineye benzer; eğer siz ona yapacak bir iş vermezseniz, elektrik kesilinceye kadar başıboş çalışmaya devam eder. Elektrik kesildiğinde ne olacağını da siz düşünebilirsiniz.

Günlük hayatımızda Dikkat ve Konsantrasyon kelimelerini çok fazla kullanıyoruz. Dikkat Köpek var, Dikkat etsene oğlum kıracaksın, dikkatsizlikten kaydırma yaptım, dikkat dağınıklığım var vs… Öyleyse nedir dikkat? Dikkat duygu ve düşüncelerimizi belirli bir yere yönlendirme, odaklamadır. Aslında gün içerisinde beynimizi odaklamadığımız bir an yoktur. Ancak bilinçli bir şekilde odaklanmazsak, beynimiz bizim için ya da en azından o an için gerekli olmayan yerlere odaklanır. Biz bu odaklanma işlemini bilinçli şekilde iptal etmezsek, doğal olarak orda takılı kalırız.

Dikkatimiz, bizim için gerekli olmayan yerlerde takılı kaldığında ise dikkat ve konsantrasyon sorunları ortaya çıkar. Ancak bu durum bilinçli bir çabayla aşılabilir.

Dikkat hayattır. İnsanların genellikle takılı kaldığı konular geçmiş, gelecek ya da bitirilmemiş işlerdir. Bugünün işini yarına bırakmayın. Dilenmemiş bir özürünüz, aranmamış bir sevdiğiniz ya da okumadığınız bir kitabınız varsa okuyun. Bunları yapamıyorsanız basitçe ‘boş ver’ deyin. Boş ver diyebiliyorsanız beyninizi takılı kalmaktan kurtarırsınız. Diyemiyorsanız o işi yapın ve bitirin. Bazen o kadar kolay olmayabilir. Bir profesyonelden yardım almaktan çekinmeyin. Dikkat ve Konsantrasyon Geliştirme çok önemli bir konudur. Bir dikkat ve konsantrasyon eğitimine katılabilir ya da bir yaşam koçu/danışmandan destek alabilirsiniz…

Dikkatli günler dilerim.

İnci AKTAŞ

Pofesyonel Yaşam Koçu & Eğitmen & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Yıldızlar Ne Kadar Güzel! – İnci Aktaş

Tem 24, 2014   //   by admin   //   Kişisel Gelişim, Makaleler, Yıldızlar Ne Kadar Güzel!  //  No Comments

Yağmur, sevimli köpeğimiz Peter ve ben bahçede oynarken, yağmur birden başını kaldırdı ve bağırdı; “Aaaa, yıldızlar ne kadar güzel..”

Yağmur 5 yaşında ve  her baktığı şeyde farklı güzellikler görüyor. Peki biz ne zaman bıraktık çimenin yeşilinin kaç farklı tonda olduğunu görmeyi?

“Yaşlandığımız için oyun oynamayı  bırakmayız; oyun oynamayı bıraktığımız için yaşlanırız,” diyen Bernard Shaw, şu soruyu size de sordurmuyor mu? ‘ Nasıl tekrar çocuklar gibi düşünmeyi öğrenip yeniden biraz yaratıcılık kazanabiliriz?’

Küçük çocukları seyredin. Resim çizerken onları izleyin. “Bu bir inek mi?” diye sorarsınız. “Hayır, o bir ağaç,” der küçük çocuk. Resimler, onlar ne olmasını istiyorsa o olur.

Yaratıcı olmak istiyorsanız, özgür olmalısınız. Özgürce düşünmeli ve konuşabilmelisiniz. Bu nedenle çocuklar özgürdür. Sizin “Tanıştığıma memnun oldum,” dediğiniz kişiye onlar, “Onu sevmedim, o gitsin,” diyebilirler. Yani siz özgür değilsiniz. Belli kalıpları izliyorsunuz ve davranışlarınızı sınırlıyorsunuz. Yağmur, gökyüzüne bakıyor ve yıldızları görüyor. Belki de siz, gökyüzüne bile bakmıyorsunuz.

Çocuklar meraklıdır, dikkatli ve yaratıcıdır. Bu nedenle sizin görmediklerinizi görürler. Sihirbazlık numaralarını anında fark ederler. Elindeki güvercini kaybedip şapkadan çıkaran sihirbaza ağlamaklı bir şekilde “diğer kuş öldü mü?” diye sorarlar.

Artık içimizdeki çocuğu uyandırmanın zamanı gelmedi mi? oyun oynayın, eğlenin, kahkaha atın ve merak edin. İşte her kapıyı açan anahtar budur.

Bu anahtarı bir kez bulduğunuzda artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Bol farkındalıklı ve meraklı bir gün dilerim.

İnci Aktaş

Profesyonel Yaşam Koçu & Eğitmen & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Konsantrasyon Ve Dikkat Güçlendirme Semineri

Tem 14, 2014   //   by admin   //   Eğitimler, Konsantrasyon Ve Dikkat Güçlendirme Semineri, Makaleler  //  No Comments

İşinize, özel hayatınıza, sosyal hayatınıza konsantre olabiliyor musunuz?

Eğer zihniniz çeşitli konulara takılıp kalmışsa; kendinizi yorgun, halsiz, moralsiz, kararsız, uykulu, hedefsiz, dalgın hissediyorsanız dikkat dağınıklığı yaşıyorsunuz demektir. Ya da hedefinize daha fazla konsantre olmak istiyorsunuzdur.

Öyleyse bu seminer tam size göre!

Konu başlıkları:

*Konsantrasyon ve Dikkatin Yaşamdaki Önemi
*Konsantrasyon ve Dikkat Yetersizliğinin Nedenleri
*Konsantrasyon ve Dikkati Güçlendirme Yöntemleri
*Alıştırmalar ve Uygulamalar

Katılmayı düşünüyorsanız, kontenjanımız sınırlı olduğundan ön kayıt yaptırmanız rica olunur.

Tel : (224)2434314
Mail: info@akademiplena.com

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Sınav Kaygısı mı, o da ne? – Özlem Aktaş

Tem 11, 2014   //   by admin   //   Kişisel Gelişim, Makaleler, o da ne?  //  No Comments

Endişeleri düşünürsen başarısız olursun. Endişeleri bırakıp zaferi düşünürsen başarılı olursun.

-D.J.Schawartz

Türkiye’deki eğitim sistemi malüm. Başarımız girdiğimiz sınavlardaki sonuçlarımız ile değerlendiriliyor. Pırıl pırıl gençlerimiz kendilerini ispatlamak için ilk andan itibaren bir çok sınavı başarı ile geçmek zorunda. Ailelerde çocukları kadar bu zorlu süreci başarı ile atlatmak zorunda. Herkes çocuğunun iyi bir geleceğe sahip olmasını istiyor ve bunu sağlamak için tüm ailenin olanakları seferber ediliyor. Bu kadar yatırım yapılan çocuklardan beklentiler yüksek. Çocuklar hem aileden  hem okuldan hem de çevreden gelen baskıların farkında. Bu beklentiler abartıldığında çocuklarda psikolojik bir baskı oluşuyor ve zaten istek ve yeteneklerinin çok farkında olmayan gençler ciddi kaygı sorunları ile mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Sınav sisteminin içindeki sorunlardan ziyade yazmak istediğim çocukların, gençlerin bu süreci nasıl başarı ile aşacakları. Hayatları boyunca bir yarışın içerinde yarış atı gibi koşturulmaya çalışılan çocukların öncelikle ilgi, yetenekleri ve isteklerinin keşfedilmesi çok önemli. Kendi yetenekleri ile örtüşen bir meslek seçiminde kişi çok daha başarılı ve mutlu bir kariyerin yolunu açması kaçınılmazdır. Peki gençlerimiz, çocuklarımız ilgilerinin, yeteneklerinin, isteklerinin, hedeflerinin ne kadar farkında? Kendi arzularına, hayallerine göre mi seçimler yapıyorlar yoksa başkalarının istek ve beklentilerine göre koşullanmış tercihler mi  yapıyorlar? Bu sorulara verilecek cevaplar geleceklerine yön vermek isteyen gençler için önemli. Farkındalıklı, özgüvenli, ne istediğini bilen gençlere ihtiyacımız var. Hayatının sorumluluğunu ele alan, ne istediğini bilen ve hedefleri için çabalayacak, eyleme geçecek gençlere. Bir çok genç sınav baskısı, kaygı ve endişe ile baş edemediği için kapasitesinin çok altında sonuçlar almakta ve işin üzücü tarafı bunu “kader” olarak kabullenmeleri. Oysa ki, endişe normal bir durum değildir. Endişe, durumlar karşısında verdiğimiz  negatif tepkilerdir. Kendimize ve gelecekle ilgili yarattığımız korku dolu senaryolar endişe ve kaygının en üst düzeyde yaşanmasına sebep olmaktadır. Başarı için belli düzeydeki kaygı gerekli olmakla beraber fazlası başarısızlığa götüren bir faktör olmaktadır. Sınav kaygısı, üstesinden gelinebilecek bir durumdur. Potansiyelin altında kalarak istemediğimiz sonuçlara razı gelmek kaderimiz değildir. Tüm durumlar yönetilebilir ve değiştirilebilir. Koçluk, Nlp yöntemleri, hipnoterapi ve daha bir çok yöntem bu baskıların üstesinden gelinip, arzu edilen sonuçların oluşturulmasında etkili olmaktadır. Koçluk ve Nlp ile kendi gücünüzü keşfeder, neyi başarabileceğinizi kavrar, farkındalığınızı geliştirerek verimli çalışma  metodları geliştirerek, öğrenmeyi kolaylaştırır ve hedeflerinizine ulaşmayı kolaylaştırırsınız. Özellikle sınav kaygısı, endişesi gibi ihtiyacınız olmayan duyguları yönetmek ve durumlarınızı değiştirebilme becerisini hipnoterapi, Nlp ile kazanabilirsiniz. Çalışmalarımızla  yapılan, sadece size kendinzdeki varolan gücü hatırlatmak ve her şeyi yalabileceğinize olan inancınızı arttırmak. Hayatınızın sorumluluğunu ele almak ve istediğiniz değişimi yaparak, yaşamınızı daha yaşanılır hale getirmek sizin elinizde. Çözüm sizsiniz! Süreci endişeli yaşamak mı yoksa keyif alarak mı geçirmek istersiniz? Sonuçla beraber sürecin de çok önemli olduğunu daima hatırlayın.

Sevgiyle kalın..

Özlem Aktaş – Nlp Koçu, Hipnoterapist

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Yetişkin Çocuklarınızla Yetişkinliği Paylaşın – İnci Aktaş

Tem 11, 2014   //   by admin   //   İlişkiler, Makaleler, Yetişkin Çocuklarınızla Yetişkinliği Paylaşın  //  No Comments

Bireyin kişisel gelişim evrelerinde kuşkusuz  artık birer yetişkin olan çocuklarıyla yetişkinliği paylaşmak büyük yer tutar.

Kendi tecrübelerinizi çocuklarınızla paylaşırken, kendi anne babanızdan görmediğiniz davranışlarda bulunmanız gerekebilir. Belki sizin ebeveynleriniz gergindi, belki rekabetçiydi belki sizi anlamıyorlardı, siz bunun yerine çocuklarınızla ve başkalarıyla gurur duymalısınız.

Çocuklarınız, bir zamanlar sizin de yapmış olduğunuz gibi kendilerine bir eş seçecekler ve tabi ki eşlerinin aileleri olacak. Lütfen ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve çocuğunuzun eşini ve ailesini oldukları gibi kabul edin.

Çocuklarınızın artık yeni rolleri olacak. Herhangi bir konuda uzman olacaklar, eş, ebeveyn olacaklar, sizler de bu konularda esnek ve saygılı olmalısınız.

Bir de sizin yeni rolleriniz vardır. Öncelikle artık yeni bir evladınız olacak ve  siz onunda ebeveyni olacaksınız. Torunlarınızın ise büyükanne yada büyükbabası. Yeni rollerinizi kabul edin. Çocuğunuzun taşıdığı rollerle beraber sizlerin de destek vermeniz gereken alanlar da değişebilir. Bu nedenle destek vermeniz gereken yeni alanları öğrenin.

Bir veya daha fazla yetişkin çocuğa sahip olmak harika bir şey olabilir. Onlar sizin arkadaşınız olur ve karşılıklı çok şey öğrenebilirsiniz. Unutmayın ki, bu dönemde yaşanan, sitemkarlıklar (geçmişte yapılan fedakarlıkların karşılığını bekleme, alamayınca bunu dile getirme davranışı) ilişkiyi zedeleyecektir.

Bırakın çocuklarınız, siz onları koşulsuz sevdiğiniz ve koşulsuz destek verdiğiniz için yanınızda olsunlar, ki siz bunları koşulsuz verirseniz zaten yanınızda olacaklardır.

Ve son olarak, bir sonraki yazımda emeklilik döneminden bahsedeceğim. Şimdilik sevgiyle kalın.

İnci Aktaş

Profesyonel Yaşam Koçu & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Sayfalar:«1...14151617181920...32»

Ara

Kategoriler