Browsing articles in "Makaleler"

Antidepresan Gülümsemesi-İnci Aktaş

Kas 24, 2014   //   by inciaktas   //   Kişisel Gelişim  //  No Comments

Bir gün yaptıklarınızdan değil yapamadıklarınızdan pişmanlık duyacaksınız…Ancak bugün kimle konuşsanız, bir çok insanın antidepresan kullandığını görürsünüz. Bazıları ise bunu size söyleyemez bile… Çünkü yalandan antidepresan gülümsemesi, mutlu olduklarına inandırır herkesi.

Kafamda durmadan bağırıp çağıran bir yabancının sesi, 
Yüzümde kocaman yalandan bir antidepresan gülümsemesi. 
Böyle gitme ne olur, böyle gitme ne olur. 
Biraz yanımda otur diyemedim. 
Başımı yaslasaydım omzuna, ağlasaydım. 
Öpüp koklasaydım, yapamadım.utandım. 

Yazılarımı takip edenler bilir, radyoda bir şarkı dinlerim ve bu şarkı bana yazı yazmam için ilham olur. Bugün bu şarkı ilham oldu ve ben de antidepresan gülümsemesine değinmek istedim… Neden yalandan, kocaman, oyuncak zaferlere ve lustral, prozac, cipralex’e ihtiyacımız var? Bazen kafamızda durmadan konuşan depresyondaki ses, bazen kendi kendimize yarattığımız hastalık belirtileri, bazen şiddetli geçimsizlik, bazen iş, bazen para sorunları..Bazen yapamadıklarımız, bazen ise yaptıklarımızdan duyduğumuz pişmanlıklarımız…

Yine de durup düşündüğümüzde ve kendimize sorduğumuzda ‘gerçekten gerekli mi?’ diye, eğer yüzümüze yalandan bir gülümseme koyacaksak, bunu antidepresansız da başaramaz mıyız?

Reçeteye mi ihtiyacınız var? Mutsuz musunuz? Şarkı söyleyin, dans edin, dua edin ve her şeyi kutlayın. İşte anahtar budur. Gülümseme her kapıyı açar. Bir kez gerçek anahtarı bulduğunuzda hiç bir şey eskisi gibi olmaz.

Siz zorla da olsa gülümsediğinizde beyniniz mutlluk hormonu (serotonin) salgılar. Ve beyninizde bir tür gerçekliğe dönüştürme kurgusu oluşturulur ve bu kurgu kendi gerçekliğini yaratır. Gülümseme gerçek bir ilaçtır.

Diğer reçete; affetmektir. Affetmek yaralardan iyileşmektir, yaralardan ve acılardan kurtulma gücüdür. Unutmayın, affetmek unutmak demek değildir..

Affetmek olanları yok saymak anlamına da gelmez ancak affetmek sizi geçmişten kurtarır. Ruhunuzu temizler..Bunu istemez misiniz? Size acı veren kişiyi affederek, kendinizi özgür bırakmak istemez misiniz?
Bugüne kadar pişmanlık duyduğunuz tüm yaptıklarınızdan dolayı kendinizi affederek başlayın. Ne olduysa oldu yaşandı ve bitti, şimdi kendinizi affedin.  Ve yapmak isteyip de yapamadıklarınızdan dolayı kendinizi affedin.  Artık tam ve bütün bir insan olabilmek için kendinizi affedin. Kendi kendinizi affettikçe ruhunuzu temizleyeceksiniz. Kendinizi affettikçe etrafınızda bir ışık parıldayacak ve antidepresan gülümsemesi yerine gerçekten gülümseyeceksiniz. 

Kendini affetmek kendini sevmektir. Affetmek unutmak demek değildir, sizi inciten kişiyi tekrar hayatınıza almanız da gerekmiyor. Bütün sınırlarınızı koruyabilirsiniz. Bazen insanlar sizi incitirler, size acı verirler, Neden biliyor musunuz? Çünkü onlar da büyüyorlar ve öğreniyorlardır. Onları insan oldukları için affedin. Onları Allah’ın yarattığı insan olduğu için affedin. 
Ve son olarak, affetmek gerçek bir reçetedir. Kötülüklerden duyduğunuz acıyı geçirecek tek ilaç affetmektir..

Affedin ve gülümseyin..

Sevgilerimle,

İnci AKTAŞ

Profesyonel Yaşam Koçu & Eğitmen & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Aşk Mı? Bağımlılık Mı?-İnci Aktaş

Kas 20, 2014   //   by inciaktas   //   İlişkiler  //  No Comments

‘Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?, Tebrizli Şems

 Biri size gelse ,dayaktan yüzü gözü morarmış olsa ve size ‘kocam beni çok dövüyor ama seviyorum’ dese, ne düşünürsünüz?

Bağımlılık deyince aklınıza alkol,sigara ya da uyuşturucu mu geliyor? Peki ya evlilikler,ilişkiler? “Bana sadece,beni döverken ilgi gösteriyor” diyen kadın sizce eşini seviyor mu? Bizi en çok şaşırtan şey de işte budur.

Biz buna, bildik alanda kalma güdüsü diyoruz. Bu hayatımızın altının üstüne geleceği korkusudur. Çünkü, bildik alan güvenlidir. Güvensizliğin içindeki güvendir o. Ne de olsa bildiktir, tanıdıktır. Sorunlar büyüktür. Ama nasıl baş edeceğinizi bilirsiniz. Öğrenmişsinizdir.

İlişkinizde doğru gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamak için sadece fiziksel şiddet olması da gerekmez, bazı ilişkiler  acı doludur, mutsuzluk doludur, huzursuzluk, tatminsizlik ve sevgisizlik doludur ama kişi için tanıdıktır.

Bu alandan çıkınca ne yapacaksınız? Eğer ilişkiniz bir bağımlılığa dönüştüyse, bağımlı olduğunuz kişi olmadan bir gelecek düşünebiliyor musunuz?

Esaretin Bedeli filmini izlemediyseniz tavsiye ederim. Yaşlanıncaya kadar ömrünün büyük bir bölümünü hapisanede geçiren yaşlı adam, tahliye olduktan bir kaç gün sonra, artık ne yapacağını bilmediği için intihar eder. Çünkü bildik alana geri dönmek ister ama dönemez. Orası konforlu ve güvenli değildir ama bildiktir. 

Eğer ilişkinizide kendinizi mutsuz ve huzursuz hissediyorsanız, İlk yapmanız gereken şey, ilişkinizin aşk mı bağımlılık mı olduğunu düşünmektir. Eğer bağımlılıksa, belki de yeni bir hayat tasarlamanın zamanı gelmiştir. Bağımlılıktan kurtulmanın yolu dengeden geçer. Hayatınızın her alanında denge sağlarsanız size sadece yeni hayatınıza adapte olmak kalır.

Sevgiyle kalın..

İnci Aktaş

Profesyonel Yaşam Koçu & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Evliliklerin ve İlişkilerin Düşmanı ‘Kıskançlık’-İnci Aktaş

Kas 9, 2014   //   by inciaktas   //   Kişisel Gelişim  //  No Comments

Evliliklerde ve romantik ilişkilerde bir kişiyi kıskanç yapan nedir?

Son zamanlarda hem danışanlarımdan hem de çevreden yükselen yakınmalar, ilişkilerin içinde bulunduğu çıkmazı gözler önüne seriyor. Kadınlar, geçmiş tecrübelerinden kaynaklanan erkeklere olan güvensizliklerini ön plana çıkarırken, erkeklerde de durum değişmiyor…

Peki sorumuzun yanıtı ne? Kişiyi kıskanç yapan şey nedir? ‘Sahiplenme’ Aslında ilişkilerde sorun yaratan kıskançlık değildir. Sahiplenmedir. Bir kadını veya bir erkeği seversiniz ve yarın bir başkasına gidebileceği korkusuyla ona sahip olmak istersiniz. Yarının korkusu bugünü yaşamanızı engeller ve aslında bu bir kısır döngüdür. Kısa bir süre sonra, bu korkular kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür. Eninde sonunda eşiniz kendine başka bir eş aramaya başlar ve bunu bilinçsizce yapar. Çünkü kısknan eş, sinir bozucu biri olur çıkar. Ve sonunda beklenen gerçekliğe dönüştüğünde, eşiniz artık başka biriyle olmak için sizden ayrıldığında siz kıskanmakta haklı olduğunuzu düşünürsünüz. Aslında tam tersi, her şey sizin kıskançlığınız yüzünden ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle ilk yapmamaız gereken şey ‘anda kalmaktır’ yarın hiçbir zaman gelmeyecek. Daima şu anı yaşayacaksınız. Ve şu anda asla problem yoktur. Sorununuz yoktur. 5 dakika sonra eşiniz sizi aldatacak olabiir ama şu anda hiçbir probleminiz yoktur. 5 dakika sonra olabilecekleri düşünerek yalnızca olmasını hızlandırırsınız. Bugün size yeterlidir. Yarını düşünürseniz bugünü isteksizce ve yarım yaşarsınız…Seviliyorsunuz. Biri sizi gerçekten seviyor. Bunun için sevinin, mutlu olun, bunu kutlayın. Bugün o kadar büyük, o kadar bütün bir şekilde aşık olun ki, eşinizin sizden uzaklaşmasını engelleyecek kadar büyük olsun. Kıskanmak, sahiplenmek, onun da bir birey olduğunu unutmak onu uzağa itmekten başka bir işe yaramaz. Tam tersi, sevginizin ve aşkınızın büyüklüğü onu sizin yanınızda tutar.

Bazen sevdiğiniz kişi bir başkasıyla birlikte olmak ister. Onunla mutludur. O andan itibaren yapılacak tek şey mutlu olmasına izin vermektir. Eğer onu gerçekten seviyorsanız mutlu olmasını istersiniz…Ve eğer siz sadece onun mutlu olmasını isterseniz, zaten o başkasını aramayacaktır.

Şunu unutmayalım. Kıskançlık her şeyi yok eder, sahiplenme her şeyi yok eder. Onu ne kadar kıskanır, ne kadar kin ve öfkeyle dolarsanız, onu kendinizden o kadar uzağa itersiniz.

O bir insan, bunu anlamaya çalışın. Çünkü bazen her şeyden sıkıldığımız her şeyden bıktığımız olur. Gerçekçi olun. Bu size artık aşık olmadığı anlamına gelmez. Belki biraz değişikliği, belki biraz yalnız zaman geçirmeye ihtiyacınız olduğu anlamına gelir. Örneğin yalnız bir tatil..Tatil dönüşü mutlaka bir şeyler farklı olacaktır.

Birbirinizi sahiplenmeyin, özgür olun.  Hiçbir şey bizim değil bu hayatta…İşte tam da bu yüzden…Sahiplenmeyin..

Evrensel yasa şudur ki; sizden kaçıyormuş gibi görüneni serbest bırakırsanız o size mutlaka gelecektir..

Sevgiyle kalın..

İnci AKTAŞ

Profesyonel Yaşam Koçu & Yazar


(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

En Büyük Sıçrama; Gerektiğinde Yardım Almak – İnci Aktaş

Uluslararası anlamda isim yapmış bir pazarlama ve kişisel gelişim uzmanı ve 50 den fazla kitabın yazarı Joe Vitale insanın yaptığı en büyük sıçramanın yardım almak olduğunu söyler.

‘Ben kesinlikle ihtiyaç duyulduğunda yardım alınması gerektiğine inanıyorum. Ben bireysel yaşam koçum sayesinde yaşamımdaki en büyük sıçramaları yaptım. Doğal olarak koçluk, atletizm alanında çok popüler. Beyzbol oyuncularının, futbolcuların hepsinin koçları var. Hem artık iş yaşamındaki kişilerin de koçları var. İlişkisi olanların koçları var. Şarap koleksiyonu sahiplerinin koçları var. Her tip insan için türlü türlü koç var. İnsanlar kendilerini bir şeye bağımlı hissediyor ve bundan kendi başlarına kurtulamıyorlarsa, elinizi kaldırıp yardım isteyin derim. Bunun hiçbir yanlış yanı yok.

Kariyerim boyunca yoluma ne zaman bir engel çıksa ve bunu aşamasam, başarı sırlarımdan biri de çeşitli arınma tekniklerini bilmem oldu. Ama eğer hala takılıp kalıyorsam, şu soruna bu kişiye veya nesneye bağımlılıktan kurtulamıyorsam, herhangi bir olayı ya da tatsız bir sorunu çözemiyorsam, yardım istemem gerektiğini bilirim. Gerektiğinde arayabileceğim kendi koçlarım var.

Bu yüzden insanları yardım istemeleri için yüreklendiririm. Yalnız kovboy olmaya çalışmayın. Ben uzun süre bunu yapmaya çalıştım; kendi başınıza yol alamazsınız. Bu hiç de kolay değil. ‘

Joe Vitale’ye katılıyorum. İnsanlar koçluk programında  yüreklendiriliyor, destekleniyor, bilgilendiriliyor ve ilham alıyorlar.

Tabi ki bir yaşam koçunun varlığının en iyi yanı , sizi yanıtlayacak ve sizin de hesap vereceğiniz birinin bulunmasıdır.  Yaşam Koçluğu alanların çoğu  zaten ne yapacaklarını bilen insanlardan oluşuyor.  Bazen tek eksiğimiz disiplin ve kontrol mekanizmasıdır. Çoğumuz kendimizi olağanüstü eğitilmiş varsayarız. Yine de yaşamınızın kalitesinin yükselişi anlayışlı, size kulak veren ama yaptıklarınızı sorgulayan ve size “Gelecek hafta bana ne getireceksin? Neyin var?” diye soran bir yaşam koçuna sahip olmanızla gerçekleşir.

Sevgiyle Kalın,

İnci AKTAŞ

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Bastırma O Zaman Teyze (!) – İnci Aktaş

Eyl 25, 2014   //   by admin   //   Bastırma O Zaman Teyze (!), Kişisel Gelişim, Makaleler  //  No Comments

Yıllar önce bir doktor arkadaşım, hala bile seminerlerimde anlattığım kısacık bir hikaye anlatmıştı. “Bazen insanlar bize sırf sosyalleşmek için geliyorlar. Geçen gün bir teyze karnına bastırarak; “Doktor Bey evladım, buraya bastırıyorum ağrıyor, bastırıyorum ağrıyor,” dedi. En sonunda acıyla gülümseyerek; “Bastırma o zaman teyze,” dedim.”

Bu hikaye beni o zamandan beri düşündürür. Gülümseyerek hatırlar ve anlatırım. Hastalıklarımızı biz mi yaratıyoruz? Evet… İnsanların inandıkları, onları hasta edebilir de iyileştirebilir de.

Beni en çok şaşırtan ise; insanların doktora gidip zorla kendisine bir teşhis koydurmaya çalışması. Doktorun boğazına sarılıp “Ne olur söyleyin doktor bey kanser miyim?” diye sorması ve doktorun “Hayır, aksine turp gibisin,” cevabıyla neredeyse hayal kırıklığına uğramalarıdır. Oysa bir doktor bize istediği kadar teşhis koyabilir. Artık sağlığımızın şakaya gelmediğini anlamaya başlamamız önemli.

“Sağlığınızla ilgili yaptığınız konuşmalara dikkat edin, bağışıklık sisteminiz bunlara kulak misafiri olur,” derken Deepak Chopra, tam olarak bunu kastediyordu. “Kesin midemde bir şey var, gidip doktora bunu tescil ettirmek için yalvarayım,” diye düşünmeden önce, “Biraz stres olmuşsun, gayet iyisin,” diyen doktorlarımıza trip atmak yerine; “Nasıl daha sağlıklı olabilirim?” diye sormalıyız her gün kendi kendimize.

Başımız ağrıdığında, bu bir belirtidir. Kendi kendimize sormalıyız, acaba uykuma mı dikkat etmedim, beslenmeme mi dikkat etmiyorum, egzersiz mi yapmıyorum. Aslında en önemlisi “Ben nasıl düşünüyorum?” diye sormalıyız kendimize.

Bu yazımı da en sevdiğim sözlerden biriyle noktalamak istiyorum.

“Kişi ister zengin olsun ister fakir olsun, hastalığı iyileştiren de, mutsuzluğu mutlu kılan da para değil; zihnidir.”

-Edmund Spenser

Sağlıkla ve Sevgiyle kalın,

İnci Aktaş

Profesyonel Yaşam Koçu, NLP Uzmanı, Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

İLERİ SATIŞ TEKNİKLERİ PROGRAMI

Eyl 17, 2014   //   by admin   //   Eğitimler, Makaleler, Satış Eğitimi  //  2 Comments

Bu eğitimin amacı katılımcılara bilimsel araştırmalarla onaylanmış, karşılarındaki kişiye bilinçdışı bir tepkiyle evet dedirttirmenin,  satışın ve  ikna etmenin etik yollarını öğretmektir. Toplumsal olarak hipnozda yaşamaktayız. Her gün bilinçdışımız saniyede 2,000,000 kadar bilgi bombardımanına tutuluyor. Satışınızı yaparken hangisinin kişinin bilinçli zihninin kritikal faktörünü aşarak bilinçdışında yer edeceği ve otomatik olarak tepki göstereceğini, hangi satışınızın ise kişinin beyninin endüstriyel çöplüğüne gönderileceğini bu eğitimle fark etmiş olacaksınız.

Eğitimin Hedefi

Hayat bir satıştır. İster iş yaşamında ister özel hayatımızda her şey için birçok kişiyi ikna etmek zorunda kalırız. Sihirli Satışın sloganı şudur;  kritikal faktörü aş, ikna et. Satışta başarılı olmak için gerekli olan satıcı ve  alıcı davranış ve psikolojisinin anlaşılarak kişilerin  muhtemel davranış çeşitlerine göre strateji geliştirme yöntemlerini geliştirmek.  Bu eğitim bilinçdışı düzeyde ve asla hayır denemeyecek şekilde satışın nasıl yapılacağını ortaya koymaktadır.

Konu Başlıkları

-Başarılı bir satış sürecinin koşulları

-İlişki Yönetimi

-Satışın Prensipleri

-Kişilik Tiplerini Anlamak

-Müşteriyle Uyumu Yakalama

-İletişimde Beden Dili

-Etkili ve İkna Edici Konuşma

-Etkili Dinleme

-Satış Öncesi Hazırlık

-Müşteriler Neden Satın Alırlar?

-Kendine İnanmak ve Güvenmek

-Satış Sürecinde İkna ve Telkin

-Etkileme Yasaları

-Hipnotik Dil Kalıpları

-Müşteri Odaklı Olmak

-Tatminsizlik Analizi

-İtirazlarla Başa Çıkma

-Satış Sunumlarında 6 Önemli Hata

-Müşteri Sadakati Nasıl Sağlanır

-Müşteri Türleri ve Farklı Satın Alma Nedenleri

Satışta Profesyonelleşmek ve Satıcının Kişisel Özellikleri

Profesyonel Satış Yaklaşımı

-Satış Sunumlarında Ürün ve Özellikleri

-Profesyonel Satıcının Kişisel Gelişiminin Önemi

-Satış Etkinliği İçin Görev ve Sorumluluklar

-Satış Tarzımızı Belirleme ve Etkili Satış Stilleri

-Satış Performansının Arttırılması

Satışta İletişim ve Kişisel İmaj

İletişim Türleri

-Sözlü İletişim

-Sözsüz İletişim – Beden Dili

-Telefonda İletişim

-Yazıyla İletişim

-Dış Görünüm ve İmaj

-Kurumsal Davranış ve Temsil

-İmajımızı Oluştururken Nelerden Faydalanırız

-Satışta Networkün Önemi ve Neler Yapmalıyız?

Profesyonel Satışta İkna ve Müzakere Teknikleri

Satış İletişiminde Özgüven ve Korkularla Başa Çıkma

-Satışta Geri Bildirimin Önemi ve Etkin Raporlama Teknikleri

-Satışta İleri Müzakere Teknikleri

-Müzakere Sürecinin Amaçları

-Müzakere Sürecinde İzlenecek Roller

-Başlıca Müzakere Stratejileri

-Müzakere Aşamaları

Satışı Kapama Stratejileri

Karşı Tarafın Alt Sınırının ve Açılış Pozisyonunun Tahmin Edilmesi

-Açılış Pozisyonunun Oluşturulması

-Strateji ve Taktiklerin Seçilmesi

-İletişim Biçiminin Belirlenmesi

-Farklı Stratejilerin Kombinasyonu

-Uygulamalar

Eğitim Süresi : 15 saat

Eğitim ücreti, bilgi ve ön kayıt için bize ulaşabilirsiniz;

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

mail: info@akademiplena.com

Ölünmüyor Mutsuzluktan! – İnci Aktaş

Eyl 17, 2014   //   by admin   //   Kişisel Gelişim, Makaleler, Ölünmüyor Mutsuzluktan!  //  No Comments

Siz hiç mutsuzluktan ölmeyi denediniz mi?

“Kah aradım kendimi, kah kayboldum boşlukta

Sen yokken denedim kaç kere ölünmüyor mutsuzluktan.”

Sabah ofisime gelirken dinlediğim şarkılar, yazı yazmam için ilham veriyor. Kolpa’nın “Ölünmüyor Mutsuzluktan” isimli şarkısı hafif doz depresyonu çağrıştırdığından yazmak istedim.

Ben çok eminim ki, yaşamının bir döneminde her insan mutsuzluğun en uç noktasını yaşamıştır. Bu bir ayrılıkla, bir ölümle veya herhangi bir şeyle ilgili de olabilir. O zaman acı bedenimizi ele geçirir.

İnsan eceliyle ölmek ister, ama olmaz. Depresyonun kötü bir şey olduğunu sanıyoruz çoğu zaman. Ama depresyon insanın kendi içine dönüp kendisiyle tekrar barışması ve bir olması için bir fırsattır.

“Kah vezgeçtim, kah gülümsedim doğan güne, böyledir yaşamak….” diye devam ediyor kolpa grubu şarkısına. Bu tercihinizdir. Vazgeçmek ya da yeniden başlamak ve gülümsemek tercihinizdir. Yaşam bize her zaman yeniden başlamak için bir fırsat sunar, tekrar gülümsemek için.

Şimdi, mutsuz musunuz? O zaman mutsuzluktan ölünmediğini de anlamışsınızdır. Öyleyse neden şimdi, zamanın şu anında yeniden başlamıyorsunuz?

Mutsuz musunuz? Şarkı söyleyin, dans edin, kahkahalar atın. Sır nedir biliyor musunuz? Her şeyi kutlamak! Bir kez bu anahtarı bulduktan sonra artık hiç birşey eskisi gibi olmaz. Onunla her kapıyı açabilir ve içinde bulunduğunuz her durumdan çıkabilirsiniz.

Yazımı Üç Çinli Azizin hikayesiyle noktalamak istiyorum. Her şeyi kutlarsanız, hayat güzeldir!

“Üç Gülen Aziz” olarak tanınırlarmış çünkü bundan başka hiçbir şey yapmaz, yalnızca gülerlermiş. Böyle gülerek bir kasabadan diğerine gezerek, her kasabanın Pazar yerinde durup, şöyle göbeklerini tuta tuta bir güzel kahkahalarla gülerlermiş. Tüm pazardakiler onların etrafını saramış. Herkes gelir, dükkalar kapanır, insanlar pazara almak için gittikleri şeyleri unuturmuş.

Bu üç insan gerçekten güzellermiş, gülüp dururken göbekleri de sallanırmış. Sonra bu bir hastalık gibi yayılır, diğerleri de gülmeye başlarmış. En sonunda tüm Pazar yeri kahkahalara boğulur, ortamın havası bir anda değişiverirmiş.

Birisi onlara, “Bizlere bir şeyler söyleyin” dediğinde, “Bizim söyleyecek bir şeyimiz yok. Biz yalnızca gülerek buraların havasını değiştiriyoruz” diyorlarmış. Az önce insanların hırsla paradan başka bir şey düşünmediği çirkin bir yerden, bu üç deli adam gelip, gülmeye başlayınca tüm Pazar yerinin havası gerçekten değişiverirmiş. Artık herkes satıcı ya da müşteri olmaktan çıkar, oraya alış-veriş yapmaya geldiklerini unuturlarmış. Kimsenin para hırsıyla da ilgisi kalmaz, herkes kahkahalar atıp, dans ederek bu üç delinin etrafında dönmeye başlarmış. Böyle anlarda birkaç saniyeliğine de olsa yeni bir dünyanın kapıları açılırmış.

Çin’de üç aziz yaşarmış. Bu üç adam Çin’in her tarafını, bir yerden diğerine, bir köyden ötekine dolaşıp insaların gülmesine yardımcı olmuşlar. Üzgün insanlar, kızgın insanlar, paragöz insanlar, kıskanç insanlar, hepsi onlarla birlikte kahkahalar atmış. Ve bir çok insan bu anahtarı, bir dönüşümün mümkün olduğunu hissetmiş.

Sonra köylerden birinde bu üç adamdan birisi ölüvermiş. Köylüler toplanıp, “Şimdi sorun çıkacak. Bakalım şimdi nasıl gülecekler? Bir arkadaşları öldüğüne göre artık ağlamaları gerek” demişler. Fakat yanlarına vardıklarında görmüşler ki geriye kalan iki kişi dans ediyor, kahkahalarla ölümü kutluyorlarmış. Köylüler, “Artık bu kadarı da fazla. Bu kadarı da ayıp. Biri öldüğü zaman dans edip gülmek saygısızlıktır” demişler.

Ama onlar şöyle yanıt vermiş, “Siz neler olup bittiğini bilmiyorsunuz. Üçümüz hep önce kimin öleceğini düşünüyorduk. O kazandı, biz kaybettik. Tüm yaşamımız boyunca onunla beraber güldük. Şimdi onu başka bir şekilde nasıl uğurlayabiliriz? Kahkahalar atmalı, neşelenmeli ve kutlamalıyız. Tüm yaşamı boyunca gülmüş birine başka türlü elveda denemez. Biz gülmezsek o bize gülecek ve “Sizi sersemler. Siz de bu tuzağa düştünüz ha?” diye düşünecektir. Biz onun öldüğünü kabul etmiyoruz. Kahkaha nasıl ölür, yaşam nasıl ölür?”

Kahkaha sonsuzdur, yaşam sonsuzdur, kutlama devam eder. Oyuncular değişir ama oyun devam eder. Dalgalar değişir ama okyanus varolmaya devam eder. Siz güler sonra başkasıyla yer değiştirirsiniz ve o güler, kahkaha böylece sürüp gider. Siz bir şeyleri kutlarısnız, sonra başkaları kutlar, kutlama da sürer. Varoluş içinde bir anlık bir boşluk bile bulunmaz. Fakat o köyün insanları bunların farkında olmadıkları için o günkü kahkalara katılamamışlar.

Sonra ölen adamın yakılma zamanı gelmiş ve köylüler toplanıp, “Adetlere göre ölüyü yıkamamız gerekiyor” demişler. Ama diğer iki adam buna karşı çıkıp, “Arkadaşımız herhangi bir adetin uygulanmamasını vasiyet etmişti; ne yıkanacak, ne de üzerindekiler değiştirilecek. Olduğu gibi yakılacak, onun isteklerine uymak zorundayız” demişler.

Ve o zaman olanlar olmuş! Bedeni ateşe verildiği anda, yaşlı adamın son bir oyun oynadığı ortaya çıkmış. Meğer giysilerinin altında havai fişekler saklıymış ve patlamalarla birlikte bir anda büyük bir ışık festivali başlayıvermiş. Bunun üzerine bütün köy halkı gülmeye başlamış. İki deli arkadaş zaten dans ediyormuş, köylüler de onlara katılmış. Bu bir ölüm değil, yepyeni bir yaşamın başlangıcıymış.

Mutlu günler dilerim,

İnci Aktaş

Profesyonel Yaşam Koçu & NLP Uzmanı & Yazar

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Nefes Eğitimi

Eyl 4, 2014   //   by admin   //   Eğitimler, Makaleler, Nefes Eğitimi  //  No Comments

” NEFES AL !  HAYATTA KAL ! ”

Niçin nefes alıyoruz?

“Bu ne saçma bir soru? Cevabı çok basit, tabii ki yaşamak için.” dediğinizi duyar gibiyim. Evet aslında doğru, çoğumuz sadece yaşamımızı sürdürebilecek kadar nefes alıyoruz, ancak aldığımız nefes, vücudumuzun ihtiyacı olan oksijeni karşılamıyor.

Günde ortalama 20,000 defa nefes alıp verdiğimizi düşünürsek, her gün 20,000 kez yapılan hatanın bedeli ne olur?

Ya eksik nefes alıyoruz, ya eksik nefes veriyoruz. Üstelik nefesimizi döngüsel olarak tutamıyor ve hücrelerimize servis edilmesi için zaman tanımıyoruz. Nefes almayı bilmiyoruz, çünkü sadece üst akciğerimizi kullanıyoruz. Ve çok gergin, stresli, yorgunuz bu yüzden…

Nefes almayı bilmiyoruz çünkü karın, sırt, bel bölgelerimiz tamamen ölü ve bizim kontrolümüz dışında. Bu nedenle geçmişimiz yüzünden çok üzgün, geleceğimiz için de çok kaygılıyız. Ya çok acı çektik ve hala unutamıyoruz ya da çok korkuyoruz eyleme geçip adım atamıyoruz.

Diyaframı aktive eden, bütünsel nefes teknikleri çalışması ile bu yetersiz kapasiteyi arttırıp, yaşamınızdaki negatif etkilerin değişmesini sağlayabilirsiniz.

Doğru nefes tekniği kullanmakla; zindelik, huzur, bütüncül öğrenme, zihin kontrolü, motivasyon ve enerji kazanıp, kaygı ve stres kontrolü yapabilir, bütünsel sağlığınızı daha iyi bir hale getirebilirsiniz.

Haydi o zaman “NEFES AL! HAYATTA KAL!”

SEMİNER İÇERİĞİ:

  • Nasıl nefes alıyoruz?
  • Nefes analizi
  • Doğru ve kontrollü nefes nasıl olmalı?
  • Üst, orta ve alt solunumla bütünsel nefes
  • Diyafram nefesinde dikkat edilecek hususlar.
  • Doğru nefesin bedensel, zihinsel ve ruhsal önemi.
  • Doğru nefes bedensel iyileşmeyi nasıl sağlıyor?
  • Bedensel iyileşmeyi sağlayan uygulamalı egzersizler.
  • Nefes bilinçaltımızı nasıl temizliyor?
  • Hangi duygular, hangi hastalıkları meydana getiriyor?
  • Nefes alma şekliniz, sizi ele veriyor?
  • Beden haritası nedir?
  • Nefes, sempatik ve parasempatik sinir sistemini nasıl dengeler?
  • Stres, kaygı ,endişe, korku giderici uygulamalı nefes egzersiz ve meditasyonları.
  • Nefes terapisinde kullanılan uygulamalar nelerdir?
  • “Sufi nefesle” ruhsal dönüşüm nasıl sağlanır?

Unutmayalım ki, “nasıl nefes alıyorsak, öyle yaşıyoruz”

Eğitim Süresi : 4 saat , haftaiçi ve haftasonu seçenekleri bulunmaktadır.

Eğitmen : Hicran İpekbağlar

Tel : (224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Başarı Asosyalliktir (!) – İnci Aktaş

Eyl 2, 2014   //   by admin   //   Başarı Asosyalliktir (!), Kariyer, Makaleler  //  No Comments

Geçtiğimiz aylarda bir üniversitemizin kariyer günlerinde ‘başarı’ ve ‘NLP’  hakkında bir sunum yapıyorduk. Katılımcılara ‘Sizce başarı nedir?’ diye sorduğumuzda öğrencilerden biri şöyle cevap verdi. ‘Başarı; ineklik ve asosyalliktir.’

Bir anda içime bir üzüntünün yerleştiğini hissettim. Gençlik, geleceğimiz, yarınlarımız, başarıyı asosyallik ve ineklik olarak tanımlıyordu. Başarı, onların gözünde bu şekilde algılanıyordu. Peki bunu nasıl yarattık?

Danışanlarımdan üniversiteye hazırlanan bir genç vardı. Çoğu genç gibi o da kendisinden beklenen bölüme girmeyi amaçlıyordu. Ona; “Bırakalım şimdi bunları da sen ne istiyorsun?” diye sordum. Aşçı olmak istediğini söyledi. ‘Peki neden Gastronomi okumuyorsun?’ diye sordum. Aldığım cevap gençlerin başarı algısını ve içinde bulundukları zor durumu gözler önüne seriyordu.

‘Eğer babamın değil de, kendi istediğim bölümü okur, sonra başarılı olamazsam babamların yüzüne nasıl bakarım…’

Durdum ve sonra şöyle cevap verdim. ‘Hayatta tek bir başarı vardır, o da istediğin gibi yaşamaktır. Bu yolda asla başarısız olmazsın. Yenilgi sandıkların seni daha iyi olmaya zorlayan yoldaşın olurlar. Ayrıca başarılı olacak kişi sensin, iş değil. Eğer başarısız olursan, -ki başarısızlık diye bir şey yoktur, yalnızca öğrendiklerin vardır- bu gerekli bedeli ödemediğimiz takdirde her girişimimizde karşılaşabileceğimiz bir deneyim olur…’

Ne biz ne de çocuklarımız yarış atı değiliz. Her gün, çocuğunu baleden alıp koşturarak piyano dersine götüren, ordan tenise bırakan ve en sonunda eve geldiğinde saat gecenin 10’unda hala ders çalışmasını bekleyen anne babalarla karşılaşıyorum. Gençler ve çocuklarımız gece 11′ e kadar dersanede, sonrasında sabahlara kadar evde ders çalışmaya zorlanıyorlar. Eğitim sistemimizin bunu mecbur kıldığını biliyorum ama hedeflerimizin ya da başarı sandıklarımızın sevdiklerimizle, sevdiğimiz şeyi yaparak geçireceğimiz zamanlardan çalmasına izin vermeyin.

Eğer madde dünyasının koşuşturmacası içinde bir an durup Tolstoy’un aşağıdaki Allegorik yapıtını okuyacak kadar vakit ayırabilirseniz, bütün haftanıza yön verebilir..

Pakhom adlı bir köylü, Rusya’nın en asil insanının sahip olduğu kadar geniş toprakları olduğunda, tam bir başarıya erişeceğine inanır. Bu da onun hedefidir. Bir gün ilginç bir teklif alır. Güneşin doğuşundan batışına kadar ne pahasına olursa olsun koşarak katettiği topraklar onun olacaktır.
Pakhom, bu cömert önerinin yapıldığı o yerlere hareket edebilmek için dünyadaki bütün varını yoğunu satar ve yola çıkar. Bir sürü güçlükten sonra varmak istediği yere ulaşır. Bir sonraki günkü büyük fırsattan yararlanabilmek için gerekli işlere girişir.
Ertesi gün şafak vakti, ölesiye koşusuna başlar. Pırıl pırıl sabah güneşiyle hücuma geçtiğinde hedefine ulaşacağından iyice emindir. Sağına soluna bakmadan o yakıcı sıcakta dört nala gider. Bütün gün yiyecek, su ya da dinlenme için mola vermeden, bütün hızıyla koşar. Her koştuğu adımla toprağının daha da genişlediğine inanır. Nihayet güneş çölün arkasında kaybolmaya başlayıp etrafı karanlık bastığında Pakhom sendeleye sendeleye bitiş çizgisine ulaşır. İşte Zafer! Hedefine ulaşmıştır sonuçta. İşte başarı ! Ve sonra…Pakhom son adımıyla yığılıp kalır.İşte şimdi yalnızca… iki metrelik toprağa ihtiyacı vardır.
-Tolstoy

En büyük düşünüzü bir gün gerçekleştireceğinizi biliyorum. Tabi ki, bunun için kendinize bir hedef belirlemeli ve bunun için zaman, enerji ve çaba sarfetmelisiniz. Ancak sabırlı olun. Gününüzü temel amacınıza engel olacak şeylerle doldurmayın. Sadece elinizden gelenin en iyisini yapın. Keyfinize bakın ve rahatlayın. Yeter ki başınızı yastığa huzurla koyun.  Sevdiğinizi ve sevildiğinizi bilerek.

Sevgiyle Kalın,
İnci AKTAŞ
Profesyonel Yaşam Koçu & Yazar

Eğer Profesyonel bir yaşam koçu ile çalışmak isterseniz, sitemizden bize ulaşabilirsiniz.
www.akademiplena.com

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

(224)2434314

Bilinçsizliğimiz Bir Gün Yok Oluşumuz Olabilir – Özlem Aktaş

Dünyamız çılgın bir teknolojik değişim yaşıyor, her şey çok hızlı değişiyor ve bu değişim çoğu zaman hayatımızı  kolaylaştırdığı için çok mutluyuz. Niye? Çünkü, her şey o kadar hızlı ve yetişemediğimiz her yerde teknoloji devreye giriyor ve hayatımızı kolaylaştırıyor. Peki hayatımız kolaylaşırken bazı şeyleri yanlış anlamlandırdığımız için bazı değerlerimizi kaybediyor olabilir miyiz? Örneğin, dünya olarak çılgınca kaynaklarımızı tüketmekle  kalmayıp, olası kaynakları da görmezden gelmiyor muyuz ? Tam bir duyarsızlık yaşadığımız ortada. Herkes sadece kendisini düşündüğü müddetçe de evrensel bir bilincin yaratılması mümkün gözükmüyor. Oysa, bilmiyoruz ki bizden çok uzaklardaki bir kişinin bile mutsuzluğu hepimizi etkiliyor. Sessiz kalıyoruz; zenginlik ve para hırsının, sevgi ve paylaşmanın önüne geçmesine dur demiyoruz. Farkındalıksızlığın bizi ele geçirmesine dur demezsek dünyamızda sevgi , paylaşmak, mutluluk, huzur gibi gerçek amaç değerlerini bir sonraki nesillere bırakamıyor olacağız. Çocuklarımıza sadece hırs, zenginlik ve para uğruna başkalarını yok etmek gerekliliğini öğretmekten vazgeçelim, evrende herkese yetecek kadar sonsuz kaynak var ve hepimiz bu evrende eşit haklara sahip olmalıyız. Öyle ki bu bilinçsizlik ve açgözlülük tüm dünyayı ele geçirmiş durumda. Örneğin, ormanlarımız ve ağaçlarımızın katledilmesi ile oksijenin zaman içerisinde bulunmaması tehlikesi gerçeğini göz ardı ederek ne yaptığımızın farkında değiliz. Herkes, ben mi dünyayı kurtaracağım bilincinde olup, elini taşın altına koyup özveride bulunmazsa güzelim dünyamızı el birliği ile sona hazırlayacağımız kesin. Örneğin, kağıt yapımı ve daha bir çok şey için katlettiğimiz ağaçların aslında geleceğimiz ve yaşamamız için gerekli olan oksijeni temin ettiğini unutuyoruz. Tüm kaynaklarımızı savurganca katlediyoruz, şehirleşme ve modernleşme adı altında kendimize hapishaneler yaratıyoruz. Oysa ki ağaçların kesimine dur demek için bir yol var; hintkeneviri. Neden dünya olarak, kağıt yapımında kullanılmak üzere hintkeneviri yetiştirilmiyor ? Peki günlük gazete ihtiyacının karşılanması için ne kadar ağacın feda edildiğini biliyor musunuz ? Kağıt bardaklar, fastfood kartonları, kağıt havlular, peçeteler ve daha fazlası için ağaçlarımızı katlediyoruz, geleceğimizi yok ediyoruz. Hintkeneviri hem ucuz hem kolay yetişiyor, sadece kağıt yapımında değil, en güçlü cisimlerin yapımı, dayanıklı kumaş, etkili ilaç yapımında bile kullanılıyor. Karşı kampanyalarda kullanımı engellenmeye çalışılıyor, her yerde yetişen bu mucize bitkinin kullanım alanı ve ucuzluğu bir çok endüstrinin işine gelmiyor, insanoğlunun açgözlülüğünden güzel bir örnek. Çünkü bu işlerden çok para kazanan büyük sanayiler var. Ancak göz ardı ettiğimiz gerçeklerin aslında sonumuzu hazırladığını fark edersek sessiz kalmayı bırakabiliriz. Bilincimizin yükselmesi için gözlemlemek gerek, yaşamı kolaylaştırmak adına kaybettiğimiz değerleri ve sevginin, paylaşmanın asıl güç olduğunu fark etmek gerek. Bu dünyayı hepimiz paylaşıyoruz ve hepimiz sorumluyuz . Ben ne yapabilirim diye sormak yerine “ne ve nasıl yapabilirim” diye sormak daha yapıcı çözümleri önünüze sunacaktır. Tabi ki değişim için bilmek yetmez uygulamak gerekir . Hep beraber daha sevgi dolu, anlayışlı yaklaşım ve farkındalık dolu bir dünya yaratabiliriz.

Toplam  bilincin, biz bilincinin yükselmesi  için sessiz kalmayı bırakarak bunu başarabiliriz.

Daha sevgi dolu bir dünya için el ele …

Özlem Aktaş – Kişisel Gelişim Uzmanı

(224)2434314

Online Eğitimlere kayıt için; www.plenahuman.com internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Tüm online eğitimlerimize sitemizden ulaşabilirsiniz.

Sayfalar:«1...13141516171819...32»

Makaleler Categories

Ara

Kategoriler